Burada yazılanların tamamen gerçek veya hayal ürünü olduğunu söyleyemem.

Balık yemeyene balığı sevdiren balıkçı

Balık yemeyene balığı sevdiren balıkçı

Herkese merhaba,

Öyle bir mekan keşfettim ki yazmasam çatlardım. Herhalde her türlü yemek ve mekanı buradan paylaşırdım ama bir balıkçıyı hele ki ilk “mekan tavsiyesi” yazımda yazacağım aklıma gelmezdi. Çoğunuz belki çoktaan gidip, gördü; yedi, içti. Ancak Anadolu yakasında oturmama rağmen ben kaybettiğim günlere yanabilirim.

Biz ki asırlardır İç Ege’de doğup büyümüş, yaşamış insanlar olarak hamur işine ve ete dayalı bir yemek alışkanlığına sahibiz. Hatta bu yeme tarzından oluşan vücut yapısı genetiğimize bile işlemiş durumda.
Eşim ve ailesi de Adanalı olma hasebiyle gayet ete düşkünler yani kısacası ne ben ne eşim balık sevmeyiz. 2 yıl boyunca toplam balık yeme sayımız üç. O da iki kere hamsi(dışarıda) bir de diyetisyenin ısrarı üzerine fırında Norveç somonu yapmıştık o kadar. Öyle çeşit çeşit balıkmış, ızgaraymış, tavaymış hiç alakamız yoktur 🙂 Bilmiyorum herkeste var mı bu durum da ben balık yiyince doymuyorum ya.. O an doyduğumu hissetsem de yarım saat bir saat sonra midemde ufak ufak kıyılmalar başlıyor 😀 Böyle bir değişik oluyorum hatta hafif bir pişmanlık bile yaşıyorum. Ne gerek vardı normal bir şey yeseydin diye söyleniyorum kendime. Yani balık o derece “anormal” benim için 😀 Zaten tabağımda hamsiden büyük balığı bütün halinde görünce üniversiteye kadar duygulanıp ağlayan biriydim. Düşünüyorum da sanırım tavuk, dana, kuzu bunlar da aynı şekliyle tabağıma gelseler yine duygusala bağlar ve yiyemezdim. Ama beyaz-kırmızı et olunca o hayvan değil de “et” oluyor senin için. Değişik bir psikoloji işte.

Şimdi öyle bir mekan düşünün ki benim gibi birinin nefessiz ve ekmeksiz fener ve kılıç balığı yediğini… Önceden söyleseler inanmazdım. Ama bunu gerçek kılan bir mekana gittim geçen: Tuzla Balıkçısı.


Eşim, iş arkadaşlarıyla beraber gitmiş, seni de götüreyim diye tutturdu aslında pek istekli değildim ama en azından hamsi yerim vitamin olur kabul ettim (tam bir köylüyüm 😀 )  Tuzla sahil de çok güzel bu arada ama İstanbul’un her yerinde olduğu gibi burası da keşfedilmeye ve insanlarla (arabalarla) dolmaya başlamış. Normalde mekanın valesi var ama hesapta geçirirlerse bir de valeye içimiz yanmasın diyerekten yol kenarına park ettik 😀 Bu arada sahilde olduğunu öğrenince şık bir mekan bekledim, başbaşa bir akşam yemeği yiyeceğiz diye sevindim. Fakat içeri girdik ki o da ne tam bir curcuna 😀 Kocaman bir kapalı alan, balkonda az sayıda masa ve etrafta koşturan sanki binlerce garson var gibiydi. Hamam gibi bir uğultu, içeriye ilerledikçe o buram buram yayılan balık kokusu ve bunaltan bir hava.. Güya mekan tavsiyesi veriyorum dimi sjdjdfkl 😀 İşte iyisiyle kötüsüyle anlatıyoruz. Benden söylemesi dışarıyı veya dışarıya yakın mümkünse cam kenarı yerleri tercih edin (balık kokusu üzerime siner diye korktum da).

Mekan, atmosferiyle bana lezzetli ve ucuz yerlere has bir özellik olan hızlı ye-hemen kalk-yemek boğazına dizilsin-sıra var prensibine dayalı gibi geldi. Ancak garsonlar gerçekten samimi, komikler ve kimse de acele ettirmiyor öyle anlaşılmasın.

Mısır ekmeği

İlk önce salatasız olmaz diyerek salatamızı söyledik ve arkasından sıcak sıcak mısır ekmeği geldi. Size özel bazılarının fotoğraflarını çektim, hepsini çekemedim görgüsüz gibi utandım 😀
Mısır unundan yapılmış ekmeği ilk kez yedim, o sebeple karşılaştırma yapmam yersiz olur ama ağzımda garip bir tat bıraktı sanki ve pek yiyemedim. Salata ise bildiğimiz gelişigüzel doğranmış anneanne salatası gibi bir şeydi, lezzetliydi ve tazeydi üstelik koca salata 10 TL.

Sıra siparişlerimizi vermeye gelince, meğer buranın balıklarından ziyade mezelerinin ünlüymüş. Ha bu arada mekanda içki servisi yok. Meze gelsin deyince, ne gelecek nasıl gelecek falan insan biraz tırsmıyor değil ama burada işi garsona bırakmaktan korkmayın 😉

Fener kavurma

İlk meze sanırım fener balığından yapılmıştı. Fener balığının ismini cismini bilmem ama sanırsınız ki kokoreç yiyorsunuz, kekikli baharatlı öyle hoş bir tadı var.

Kılıç sote

Ardından mercan ızgara geliyor, ne olduğunu sonradan öğreniyorum 🙂 Sanki balık değil de kırmızı et gibi öyle güzel bir ızgara tadı geliyor.

Daha sonra kalamar vs servisi yapılıyor ama Hanefi mezhebine göre caiz olmadığı için biz tadına bakmıyoruz.
Derken minekop geliyor. O da ızgara ve yine kırmızı et havasında ve sosuyla tabaklara konuyor. Gerçekten çok güzeldi.

Sonra soya soslu somon geliyor. Büyük büyük soğanları görünce ben ondan almıyorum, tadına bakıyorum çok da tavsiye edilesi değil bana göre. Sanırım en son kılıç sote geliyor. Onu tam bitiremiyorum, çünkü tadı balık gibi 😀 İşte diğerleri ya bir baharatla ya pişirme tekniğiyle farklılaşmış ama kılıç sote öyle değil. Eşimin tabağındaki minekopla takas işlemi uyguluyoruz 😀

Değişik rivayetlere göre 55 farklı meze çeşidi var. Ama iki kişiye daha da fazla sormayıp en popüler olanları getirdiler sanırım. Zaten bunları yiyince tıka basa doyarsınız.

Volkanik Bey

Klasik bir hikaye vardır. Balık, ardından helva gelmeyince öldüğünü anlamazmış falan 😀 Biz de o sebeple helva yiyelim olayına giriyoruz, midemizi bastırsın diye. Soruyorum un helvası yokmuş sadece irmik varmış, birde “volkanik” isminde bir tatlıları varmış. Biz volkanik beyefendide karar kılıyoruz. Bildiğimiz sufle geliyor. Ama anında geliyor ve sıcak sıcak fena olmuyor. Yanındaki dondurması ise güzel değil. Anlamadığım şey genelde böyle yemekleri iyi olan mekanların tatlıları pek iyi olmuyor o iyi olsa da dondurmaları hiç mi hiç iyi olmuyor. Arkadaş hiçbir şey bulamıyorsan Golf’ün kaymaklı keçi sütlü dondurmasından al koy mis gibi.
Bu arada şu helva muhabbetine şöyle bilimsel bir yorum getirilmiş onu da paylaşayım cahil kalmayalım 😀

Balıktaki yoğun fosfor bir süre sonra mide asitlerinin dengesini bozup şekeri düşürüyor. Asitlerin dengesinin bozulması midede bulantıya neden oluyor. Şekerin düşmesi ise halsizlik ve baş dönmesine neden olabiliyor. Bu yüzden tatlı yiyerek dengelemek gerekiyor. Peki neden künefe değil? Künefe veya herhangi şerbetli bir tatlı midenin bulanmasına yardım edebilme ve aynı zamanda ağır gelme gibi durumlar nedeniyle tercih edilmiyormuş. Peki neden muhallebi değil? Muhallebi ve diğer sütlü tatlılar ise yenilen balık bayatsa zehirlenme riski nedeniyle yenmiyormuş. Diğer bir teori ise balığın da, helvanın da insanı susattığı ama ikisini birlikte yemenin susama hissini ortadan kaldırdığı yönünde.

Bu bir amme hizmetidir 🙂

İki kişinin bir balıkçıda doyasıya yemek yiyip sonra tatlı gömmesiyle bu hesabın gelmesi İstanbul şartlarında gerçekten uygun. Şimdilerde moda olan tabiriyle fiyat-performans olayı süper 😀

Ama öyle bir mekanda bir de kuver almışlar yani neyse fener kavurmanın hatrına susuyorum 😀

Unutmadan mekanda Sodexo, Multinet, Ticket garsonun dediğine göre çek-senet haricinde her şey geçiyormuş 😀

Bu arada Tuzla çok güzel bir yer haline gelmiş, özellikle sahili ve Viaport Marina Alışveriş Merkezi ile gittikçe de gelişiyor. “Paran olacak da şurda bi ev satın alıcan” kafasındakiler burada mı 😀

Haydi hoşçakalın!


Helva açıklaması için teşekkürler,
http://www.serkansarp.com/?tek=1511



1 thought on “Balık yemeyene balığı sevdiren balıkçı”

  • Balık çok seven ben balıktan sonra mide bulantısı yaşıyordum gerçekten. Süper bilgi. Mekana ışınlanıp söyle bi somon ızgara yiyesim geldi. Öğlen vakti okumak biraz ağız sulanması yapabilir 😛 Teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir