Burada yazılanların tamamen gerçek veya hayal ürünü olduğunu söyleyemem.

Türk usulüyle Bebeğinize Fransız Kalın!

Türk usulüyle Bebeğinize Fransız Kalın!

Selamlar,

Hamileliğimin ilerleyen haftalarında olmam sebebiyle özellikle şu an popüler olan bebek-çocuk eğitim kitaplarına sarmış bulunmaktayım. Bu kitabı ilk gördüğümde hakkında bazı olumsuz yorumlar duydum. Sonuçta kültürümüz, dünyaya bakış açımız ve hatta bir çocuğu dünyaya getirme sebebimizin bile farklı olabileceği insanlar Fransızlar. Ancak küçük yaştan beri farklı görüşlerde olan kitapları da okumayı ihmal etmem hatta garip bir haz duyarım; bu konuda benim önüme hiçbir zaman engel koymayan aileme de teşekkür ederim. 

Her neyse bu kitabı aldım ve mutlaka bana katacak tarafları olduğunu düşündüm. Hakikaten de öyle oldu. Türk eğitim tarzında eksik olduğunu düşündüğüm yerleri bir özet geçerek sizlere aktarmaya karar verdim:

Öncelikle kitabı yazan kadın bir Amerikalı ve şunu da anladım ki Türk-Amerikan çocuk yetiştirme tarzı birbirine çok benziyor ve ikisi de çocuğu ağlatmamaya belki de şımartmaya dayalı. Bunu kabul edelim özellikle son zamanlarda ülkemizde “çocuğun isteklerine hayır demeyelim” tarzında oluşan bir düşünce var. Bunun etkilerini de gayet tabii görüyoruz. Her isteği yapılan, orada burada ağlama krizlerine, öfke nöbetlerine tutulan çocuklar (tabii bir hastalığı sahip olanları hariç tutmak lazım), bekleme nedir bilmeyen, mümkün olduğunca hayır demeyelim de özgür olsun’cular, evi tamamen çocuğun serbest alanına sokup dışarıda da ve başka evlerde de böyle bir tutum sergilemeye alışmış olan rahat anneler, ellerinde birkaç ailenin aylık geçim miktarının toplamında maddi değere sahip telefonları olan ilkokul-ortaokul çocukları vb. 

Herkes çocuğu mutlu olsun ister elbet ve neredeyse hepimiz daha anne-babalığa aday dahi olmadan onların gelecekteki isteklerini karşılayabilecek durumda olma planları yaparız hatta aile planlamasını da bu doğrultuda gerçekleştirmeye çalışırız. Ancak bir çocuğun her isteğini yapmak aslında ona verilen büyük bir zarardır haberimiz yok. Hayat maalesef hiç de merhametli değil. 24 yaşımdayım ve hayatın yükünü okulun bitmesiyle, evlenmem ve çocuk sahibi olmamla daha rahat şekilde omuzlarımda hissedebiliyorum 🙂 Bazısında bu 18, bazısında 28 olur ama bir gün olacak. Her zaman çocukların başındaki koruyucu melekler olamayacağız, zaten olmayalım da. Herkes kendi hayatından ve tercihlerinden sorumlu olmayı bilmeli. Hem neden 18-20 yaşını örnek olarak veriyorum ki? İlkokula başlayan bir çocuk zaten sudan çıkmış balığa dönüyor yeterince. Evde adeta prens-prenses edasıyla büyütülmüş o çocuklar sınıfa gelince bir bakıyor “aa e ben yalnız değilmişim ki bir sürü daha prenses varmış dünyada(!)” İşte bu yaşanılan ilk travma olabilir. Sonrasında da Allah öğretmenlerimize sabır versin diyorum.

Le Pause Duraklama Yöntemi

Bu yöntemi sanırım çocuk eğitiminin birçok yerinde kullanıyorlar. İlk olarak uykudan bahsedelim. Deniliyor ki; çocuk gecenin bir vakti uyandığında ve ağladığında hemen koşup onu yatağından almayın. Tabii saatlerce ağlamasını bekleyin demek değil bu. Ancak biz de yetişkin hayatımızdaki uykular arası geçişte veya bir rüya gördüğümüzde böyle ufak uyanmalar yaşayabiliyoruz. Ve sonra gidip bir şeyler yemek yerine uyumaya çalışıyoruz ve de çoğu kez başarılı oluyoruz değil mi? Heh işte belki de çocuk o an onu yaşıyordur olamaz mı? Bir beş dakika fırsat verseniz belki uykusuna devam edecek. Ama biz direkt alıp emzirmeye çalışıyoruz ve böylece uyku arası geçişle baş etmeyi öğrenmemiş bir çocuğun gelişmesine ve her ağlamada bir meme isteme bağımlılığına imkan vermiş bulunuyoruz. Kitabı yazan Pamela Druckerman’da diyor ki bunu öğrendiğinde çocuğunda uygulamış. İlk gece çocuğu on dakika civarında ağlamış (o da kocasına sarılıp ağlamış ana yüreği tabi), ertesi gün ve ertesi gün bu azalarak sona ermiş. Tabii pedagojide bu ağlamalara cevap vermemek çocuk-anne arasındaki güvenli bağlanmayı zedeleyen unsurlardan biri olabilir. Yani seçim size kalmış.

Çocuğa her isteğinin olmayacağını kabullendirme ve mantıklı açıklamalar

Aslında bu yöntem bana çok yakın geldi. Çünkü bizzat bu şekilde yetiştirildim diyebilirim. Annem ne üniversite okumuş bir insandı ne de çok kitaplar okuyan araştıran bir kadındı. Ancak küçüklükten itibaren bizimle bir büyük gibi konuşurdu. Ve eğer istediğimiz bir şey mantıklı değilse bize bunu açık bir dillle anlatır ve olmayacağını söylerdi. Örneğin çocuk, annesinden o an onunla oyun oynamasını istiyor. Anne açık ve yalın bir dille o an için işi olduğunu ve bitirip gelince birlikte oynayabileceklerini söyler. Bu pedagojide diğer taraftan “haz ertelemeyle” de bağlantılı bir durum. İşin içine biraz da sabırlı olmayı öğrenme ve hayatın gerçekleri giriyor. Çocuk o an ağlayıp, hönkürdese bile anne kararından vazgeçmiyor ve ona açıklama yaptığı için dönüp arkasına bakmıyor ancak işini bitirince de “sözünü tutarak” gelip paşalar gibi oyununu oynuyor. Burada sözünü tutmakta çok önemli bir durum tabii ki. Aileler hiçbir zaman tutamayacağı sözleri vermemeye dikkat etmeliler(aslında hayatın her alanında böyle değil mi?). Ve çocukta bekleyip biraz sabırlı olursa sonun güzel olacağını öğrenmiş oluyor. Tıpkı herkesin yaşadığı markette isteğini aldırmak için kuduran çocuk örneği de bu durum için uygun. Hayır deyip nedenini mantıklı bir şekilde açıklamak işin özeti. Unuttuğumuz bir şey var ki çocuklar gayet akıllı ve yaşları küçük olsa da birçok şeyi idrak ediyorlar aslında.

Çocukla birlikte bir şeyler pişirmek

Çocuğun eline tableti-telefonu almasını unutturan en iyi etkinliklerden olsa gerek. Çokça faydası var. Öncelikle çocuk “yemek-sofra” kavramını öğreniyor. Emek verdiğimiz bir şeyi diğerlerine üstün tutarız. Çocukta bu sayede sofra kavramına verilen emeğin farkında oluyor. Belki yoruluyor ancak kendi elinin emeğinin karşılığını görmenin hazzını yaşıyor. Ayrıca sorumluluk alıyor. Bir keki yaparken (Fransızlar neredeyse her hafta sonu çocuklarla kek pişirirlermiş) malzemeleri ne kadar ve hangi sırayla kullanacağını öğrenip bir görevin altına giriyor. Ayrıca birlikte bir etkinlik yapmakta hem aile bireyleri arasındaki bağları kuvvetlendiriyor hem de çocuğun evinde güzel anılar biriktirerek ona bağlanmasına neden oluyor. 

Haz erteleme

Birden fazla çocukla bir marshmallow deneyi yapılmış. Çocuklara denmiş ki “önünüzde duran bu tek marshmallowu yiyebilirsiniz ancak; yemeden beklerseniz bir süre sonra biri gelecek ve size bir tane daha verecek ve iki tane marshmallowunuz olacak.” Tabii çocukların bir kısmı dayanamamış yemiş, bir kısmı da “dikkatlerini dağıtmaya çalışarak” örneğin şarkı söylemişler ya da parmaklarıyla oynamışlar vs. ve yemeden durarak iki tanesine kavuşabilmişler. Yıllar sonra bu deneydeki çocukların yaşamları incelendiğinde beklemeyi başaranların hayat karşısında daha dirençli ve umutlu hatta başarılı oldukları görülmüş. Fransız anneler de bunu çocuğuyla birlikte kek pişirip veya ona şekerleme alıp yemesine o an değil de birkaç saat sonra yani belirli bir beslenme öğününde izin veriyorlarmış ve çocuklarda hakikaten bir süre sonra bu vesileyle büyük bir insan gibi beklemeyi öğreniyorlarmış. Dışarıda bir kafede veya restoranda yemek yerken yemeğin gelmesini sabırla bekleyip olay çıkarmayan çocuklar örneği sanırım bu metot sayesinde veriliyor. Mesela doğum gününden bir hafta öncesinde hediyesini alıp o göz alıcı paketiyle nefis terbiyesi yaparak çocuğa bu eğitimi verebilirsiniz 🙂 Tabii bu  erteleme süresi çocuğun yaşına bağlı olarak değişmektedir.

Yemek saatlerini düzene oturtmak

Bu düzen sanırım yukarıdakilerle bağlantılı bir şey. Çocuk haz ertelemeyi ve sabırla beklemeyi öğreniyor. Her an bir şeyler yemeyi istemek yerine (anne memesine bağımlılığı da buna dahil edebiliriz); biyolojik olarak yemek saatlerini bilip o anlarda acıkıyor. Yemek yeme saatleri dışında karınlarını doyurmayıp o saat geldiğinde aç ve istekli bir şekilde sofraya oturabiliyorlar. Ayrıca çocuklar günlük hayatta belli rutinlerinin olmasından da hoşlanırlar. Sanırım bununla da alakalı bir durum, psikolojik olarak da kendini daha rahat ve güvende hissediyor olmalılar.

Kendine inanarak ona “hayır” demek

Bu durumda önce kendine inanmak çok önemliymiş. “Hayır” derken tüm mevcudiyetinle bunu söylemek ve asla gülmeyerek ciddi ve kararlı bir yüz ifadesi takınmak esastır. Buna Fransızlar “baykuş/büyük gözler” diyor. Söylenilene göre gerçekten etkili oluyormuş. Aklıma kedi-köpek eğitiminde de bu noktaya dikkat çekildiği geliyor. Tehlike anında ıvır-zıvır konuşup bir sürü laf etmek yerine; kısa ve kesin komutlar kullanarak ses tonunu ayarlamak tavsiye edilir. Kedim üzerinde başarılı oluyor ama çocuk üzerinde denemek gerek tabii 🙂



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir