Burada yazılanların tamamen gerçek veya hayal ürünü olduğunu söyleyemem.

Doyumsuzluk

Doyumsuzluk

Herkesin hayalleri vardır. Ama bazılarının daha çok hayalleri vardır. Öyle hayallerdir ki bunlar artık hayal edilmekten çıkarak; geleceği düşündüğünde gözünün önüne gelen planlar haline gelmiştir. Başka türlü düşünemezsin artık. Ve güvenirsin de kul bir şeyi kalpten isterse Allah onu verir diye. Ancak bir sınavla hayatın değişir. Ömrünü sokaklardan izole kitap-defter içinde geçirsen de bir veya iki sınavla tüm hayatını belirleyebilirsin sadece eğer orta sınıf bir Türk genciysen tabii. Sana başka şansta tanımaz hayat. Ya seçeceksin ya bitecek. İkinci bir şansla akıl sağlığını yitirmek arasında git-gel’ler yaşarsın. Tabii ki o anki ruh halin her şeyin çözümünü fısıldar sana: “kaç“. Ne durumda olursa, nereye olursa git. Koş buradan. Yeter ki biraz daha yüksek çıkabilsin sesin, istediğin zaman ağlayabil ki ne büyük ihityaçtır bu. Hiç yokluğunu yaşadınız mı? Para sıkıntısı çeksen de elbet bir ekmekle huzur bulmasını bil der. Türlü düşünceler kapına dayandığında; sığınabileceğin bir odan olsun, ufak bir köşen, yatağın, çok da bir şey değil.

Ailenden ayrıldığın ilk yıl. Diğerlerinin özlem çektiğini görürsün, kimisi anne yemeğini özler kimisi evdeki rahatını. Sense o günlerin hasretiyle kavrulmuşken; özgürlüğü doya doya içine çekmeyi dilersin. Evde tek çocuk olmayı bırakıp bir yurt odasında 8 kişi kalıp, 32 kişi aynı tuvaleti kullanmak zor gelir başta. İnsanoğlu neye alışmıyor ki ona da alışırsın zamanla ve alıştın da. Anlıyorum ki nefse her istediğini verirsen daha da çok isteyecek ve asla şükretmeyecek. İşte bundan nefret ediyorum. O anı yaşamak isterken, ya geçmiş ya gelecek neden aklımızı bulandırmak zorunda? Evet hayatın kanunu bu. Yurttan ayrılıp, arkadaşlarınla eve çıkmayı istersin. Öyle olursa şöyle olur planları kurarsın, hayaller, umutlar. Gün gelir o da gerçek olur ama hayaller de level atlar hayatlarla birlikte. Bu sefer kendi evin olsun istersin, arkadaşlarla zor oluyor dersin. Tek başıma olsam şöyle verimli çalışırım, böyle temiz olurum. Yok olmayacaksın. Bu sadece bir tür kendini kandırma farkında mısın? Yalnız kaldığın için çalışamayacaksın, seni saatlerce bilgisayar başında gördüğünde utanmanı sağlayan biri olmayacak mesela, “Kanka gel akşam kütüphaneye gidip sabahlayalım” diyen de olmayacak, bütlere harıl harıl çalıştıran da.

Tek eve çıktın ya. Bu sefer yalnızlıktan yakınacaksın. E hani arkadaşlarınla eve çıkıp memnun kalmamıştın? Yok ama öyle değil yine kendi evim-düzenim olsun ama bu sefer de bir hayat arkadaşım olsun diyeceksin. Birlikte yemek yiyelim, sarılıp uyuyalım, belki gece gezmelere gideriz, dünya turuna çıkarız, ileride de bize benzeyen bir yavrumuz olsa da annemler torun görse? Ha işte şimdi yandın. Evlilik dipsiz bir kuyu, ya cennet bahçesi ya cehennem çukuru (bunu da ben yazdım şimdi baya iyi oldu) Esas dertler şimdi başlıyor. Birken iki olmak nedir? Tek başına sırtlayamadığın o yükleri bilip isteyerek daha da fazla yüklenmek nedir? Valla bu dünyada erkek olacan kardeş. Kadınlar neden daha çok evlenmek ister de erkekler istemez gibi gözükür onu da hiç anlayabilmiş değilim. Düşünsene öğrenci evinin o leşliğinden çıkıp; tertemiz bir eve, çeşitli yemeklere atlıyorsun. Yanında seni seven bir kadın (sanırım evlendiği için default seviyor olarak alacağız bu değeri), yaratılışı gereği her an sevgisini sana açmak istiyor, seni mutlu etmek istiyor. Bir de günümüz kadınları bir de eve para getiriyor. Valla ev arkadaşı alma evlen! Hem ev işlerini yapsın hem eve para getirsin. Var mı böyle dünya? Var! Ve maalesef içinde yaşıyoruz.

Ya bu yaşam şeklini kim gösterdi ilk? Kim dedi böyle yapalım diye….. Ev işleri ki evi her gün temizle yine de yapma demez. Yemek ki, çeşit çeşit olmasa da günde 2-3 öğün gideri var. Bunlar az gelmiş gibi bir de dışarıya elimizi atmışız. Ama kızamıyorum ki, yine bu erkekler yüzünden? Kadın evde oturuyor deyip küçük görmüşler, para bende deyip çok görmüşler, gidecek yeri yok diye ezip geçmişler. İşte Allah o erkeklerin belasını versin. Sırf fiziksel-ekonomik olarak kadınlardan kendini üstün görüp ona göre davrananları da Allah’a havale ediyorum ki o çok övündüğünüz erkekliğiniz başınıza dert açsın inşallah! Günümüze bakalım peki. Sırf bu saydığımız durumlara düşmesin diye dışarı dünyaya açılım yapan kadına. Ekonomik özgürlüğü var mı sanıyorsunuz? Yine çalışan-evli kadınların 4te 3ü kocasına maaşını veriyor. Ortak ekonomisi var ya evin. Yine para erkekte. Hadi verme de göreyim evin tadı tuzu nereye? Boşanırsan belki ortak mal falan filandan rahata erersin. O zamanda dul adın olur be kadın. Ne ailenin yanına yerleşebilirsin ne gönlünce yalnız yaşayabilirsin. Hele bir de çocuk varsa bir şey diyemiyorum.

Kadın olmak zor vesselam. Allah, ahirette dinlenmeyi nasip etsin.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir