Burada yazılanların tamamen gerçek veya hayal ürünü olduğunu söyleyemem.

George Orwell – Boğulmamak İçin Kitap Analizi

Boğulmamak için, 1939 yılında yazılmış, ama iki yıl önce Can Yayınları tarafından (Suat Ertüzün’ün kalemiyle) Türkçe’ye çevrilmiş. Daha öncesine dair bir çeviriye rastlamadım. Peki neden bu kadar geç kalındı onu da düşünmedim değil. Bilen varsa yazsın lütfen.
George Orwell gerçekten değişik bir düşünce tarzına sahip. Özellikle Hayvan Çiftliği‘ni okuyanlar bunu rahatlıkla görebilir. Bir tez üretip bunu kendi çürütüyor, bu özelliği ben başka bir yazarda pek göremedim. Eskiden hayata objektif bakabilmek adına böyle bir duruma girmiş bulurdum kendimi bazı zamanlar ve hiçbir yerde duramayan bir karaktersiz gibi hissederdim kendimi ta ki George Orwell’ı tanıyana kadar.
Daha önce yazarın bir eserini okumadıysanız önce Hayvan Çiftliği sonra 1984‘ü okumanızı tavsiye ederim, bence bu sıra mühim. Ama esas sorun burada sanırım, o eserlerden sonra aradığınızı bulamayabilirsiniz. Aslında çok başarılı bir eserin, kendi içimizde oluşturduğumuz beklentilerle başarısızmış gibi gözükmesinin örneklerindendir bu kitap.

Kitapla ilgili spoiler vermeyeyim diyorum ama zaten versem de vermesem de pek bir şey değişmeyecek, çünkü kitap bir kurgudan çok durum romanı hatta şunu söylesem daha açıklayıcı olur; orta sınıf şişman ve sigortacı bir insanın biyografisi. Kitabın ana karakteri bu amcamız: George Bowling gerçekten yazar tarafından tasviri çok iyi yapılmış hatta yolda görseniz parmakla gösterip “bak George Bowling geçiyor” diyebileceğiniz bir tip. Çocukluğundan itibaren gelişen hayat yolu, düşünceleri, ailesi etrafında başlıyor hikaye ve kitaptan da anlaşılacağı üzere en büyük sevdası: balık tutmak. Derken hayatı Birinci Dünya Savaşı’yla beraber bir kesintiye uğrayıp diğer bölümüne geçiş yapıyor. Savaşta görevli olması belli ki ona hayatının travmasını yaşatıyor ve 1930lu yılların sonlarında sürekli İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle alakalı endişeler, evhamlar taşıyor. Kitabın bir kısmında sürekli bu kaygıları görüyorsunuz. Aslında esas kaygı savaştan ziyade savaşın sonuçlarının getirebilecekleriydi(işte bu kısımlar sebebiyle 1984 ile Hayvan Çiftliği’nin temelleri burada atıldı geyiğine girilmiş 🙂 )George Amca sürekli bunları düşünerek hayıflanıyordu ve derdini dökebileceği kimsesi de yoktu. Evliliğinde çok mutlu olduğu söylenemez. Derken kitapta en çok hoşlandığım bölüme geçiş yapılıyor: doğduğun yere yolculuk. Doğduğu, büyüdüğü yeri bir süre sonra terk eden insanlar da oluşan bir psikolojiye giriliyor. Tekrar oraları görme duygusu, anılar, duygular, aile, acaba her şey yerli yerinde midir yoksa çok mu değişmiştir karmaşasını yaşıyor. Eşinden, çocuklarında gizli olarak doğup-büyüdüğü kasabada kısa bir tatil planı yapıyor. İşte orada gözlemledikleri, insanlar tarafından tanınmayı istediği ve istemediği karmaşası, eski sevgilisini görüşü, balık tuttuğu yere gidişi.. Tüm bunlar beni duygulandırdı.

Geçmiş tuhaf şey Hep yanınızda taşıyorsunuz. Bana öyle geliyor ki on, yirmi yıl önce olmuş şeyleri düşünmeden geçirdiğiniz bir saat bile yoktur; ama yinede çoğu zaman geçmişin, bir tarih kitabındaki bir sürü bilgi gibi, öğrendiğiniz bir olgular kümesinden ibaret kalması dışında bir gerçekliği olmuyor. Derken rasgele bir görüntü, ses veya koku ama özellikle de koku sizi bir anda alıp götürüyor ve o zaman da geçmişi hatırlamakla kalmıyor, içine giriyorsunuz.

Bir de kitap için sürekli “savaşın bilmem ne getirilerini çok güzel mizahi bir tarzda yorumlamış” falan demişler diye ben kitabın sonuna kadar mizah aradım. Ama bulamadım. Yabancılarla özellikle de İngilizlerle espri anlayışımızın ne kadar farklı olduğunu bilirsiniz. Sakın gülerim, eğlenirim arayışına girmeyiniz 😀 Tamam George Orwell nüktedan bir şahıs ama onlara espri gelen şeyler bizim hayat gerçeğimiz olduğu için bana gayet normal geldi bunu da söyleyeyim.

Peki Boğulmamak İçin‘i okumanızı tavsiye eder miyim? Nasıl bir okuma alışkanlığına bağlı olduğunuza göre değişir. Gerçekten George Orwell’ı benim gibi farklı bir yere koyanlar veya gerçekten kitap okumayı sevip asla bir kitabı yarım bırakmayanlar okumalılar ki maalesef yazarın çok da kitabı yok. Ama düzenli okuma alışkanlığına sahip olmayanlara, kırk yılda bir kitap okuyanlara tavsiye etmem.

Yorumlamamı veya sadece okumamı istediğiniz kitapları bana yazabilirsiniz.
İyi okumalar.

 



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir