Burada yazılanların tamamen gerçek veya hayal ürünü olduğunu söyleyemem.

Son zamanların çok satan kitabı: Hasbelkader

Son zamanların çok satan kitabı: Hasbelkader

Hasbelkader, hoş tınısıyla ve anlamıyla üzerinde düşünülmüş olması gereken bir kitap ismi olsa gerek. Sözcükteki anlamı: 1. rastlantı sonucu olarak, tesadüfen 2. yazgıdan dolayı. Gerçekten de hikayesi itibariyle ismine uyuyor mu buna sanırım en sonunda karar vereceğiz.
Kitap geçtiğimiz mart ayında İndigo Kitap’tan baskıya girmiş olup 176 sayfadır. Yazarı Fatih Yağcı’nın ise üçüncü kitabı ve ilk roman çalışmasıdır.
Evet bu sıkıcı bilgilerden sonra gelelim eğlenceli yere, kitabın içeriğine. Eğlenceli diyorum çünkü kitap gerçekten komik! Kapağını ve arkasındaki duygusal metni görüp de farklı yargıların içinde olabilirsiniz diye söylüyorum. Hem güleceksiniz hem de kitabın sonuna doğru “nasıl ya?” deyip derinlere dalacaksınız.

Duygusal metin demişken kitabın içinde de yeri geçen ve hakikaten hoş bir edebiyatla yazılmış o yazıyı da paylaşmazsam eksik kalır:

Şimdi geriye dönüp bakıyorum da annemin elini tutarak yürümeyi, elini tutarken yüreğine sarılmayı, babamla geçirdiğim hafta sonlarını ve hiç kırılmayacak sandığım oyuncaklarımı… Dümdüz yol varken tümsekten yürümeyi özledim ben. Annemin “Oğlum düşeceksin.” derken sesindeki telaşını özledim. Taşlardan kaleler yaptığımız futbol maçlarını özledim. Herkesin oynadığı fakat kimsenin kaybetmediği oyunları… Körebe oynarken o an orada bulunan herkese güvenmeyi özledim. Şimdilerde gözlerim açıkken bile güvenemiyorum insanlara. Çocukluğumu özledim, menfaat gözetmeden düşünmeyi…  Kötülük namına hiçbir şey bilmeyecek kadar cahil olduğum günleri özledim. Büyümek isteyecek kadar saf olduğum günleri…

Hani derler ya en çok gülenlerdir; acıyı içlerinde taşıyan, aslında kitapta tam olarak da bunu görüyoruz. Kahkahaların arkasına saklanan gözyaşlarını…Gerçekten de bu kitaptaki üç genç(kapakta temsilleriyle yer alan) hem halleriyle çok güldürüyorlar, hem de birbiriyle çok eğleniyorlar. Lisede okuyan üç çok iyi arkadaş ve üçünün de apayrı dünyaları var. O küçük dünyalarının içinde; onları yutmaya çalışan dertleri, hayat görüşleri, sırları yer almakta. Ama onlar ne kadar farklı karakter ve yapılarda olsalar da birbirlerinden vazgeçmiyorlar. Düşünüyorum da hakikaten o yıllar ne zor yıllardı. Üniversite sınavı ayrı dert, okulda hocalar ayrı dert, yavaş yavaş yetişkin olma, özgürleşme çabaları, aileyle kuşak çatışması.. Kendimi çok çaresiz hissettiğim ve sürekli kaçıp gitme isteği duyduğum zamanlar olmuştur. Heh işte bu çok bilinen duyguyu bu gençler de yaşıyor ve benliklerine uzanan bir yolculuğa çıkmaya heves ediyorlar. Daha sonrasındaysa olaylar, olaylar.. (Spoiler’dan kaçınmak için kendimi zor tuttuğumu söylemeliyim 🙂 )

Ayrıca aile fertleriyle yıldızları barışmayan biriyim. Baskıya gelemiyorum doğrusu. Etrafımda gördüğüm yanlışları ne pahasına olursa olsun çekinmeden dile getiren, baskı ve yasaklarla büyümüş, özgürlük iksirini şişenin dibini görene kadar içmek isteyen bir gölgeyim yerkürenin bağrında. Görünmez parmaklıklar içinde yaşamaya çalışıyorum, bunalsam da sıkılsam da… Dostlarım dışında en yakınım diyebileceğim ikili, kitaplar ve filtre kahvem oldu hep…

Çalışmaya asla karşı değilim, neden bir balıktan ağaca tırmanması beklenir, sadece bu sorunun cevabını arıyorum… Herkes sevdiği işte çalışmalı.

Allah’ım ne kadar da bizi anlatan sözler değil mi? Günümüz gençlerinin bir kısım sorunlarını oluşturuyor maalesef bunlar ve yalnız olmadığımızı hissediyoruz.

Kitapta öyle betimlemeler var ki, herkesi alıp bir yerlere götürüyor. Örneğin ben kendi liseme değil de okulumuza yakın başka bir lisenin orada buldum kendimi, oradan otobüse bindim, eve gittim geldim. Hatta liseyi değil de üniversite hayatını gözünün önüne getirenler de var. Gerçekten ilginç bir nokta. Bir şeyi okuyup, izlediğimizde, dinlediğimizde; bizi bir yerlere alıp götürmesi.. Sizce sadece tesadüf mü? Sahi o yerlerin, “o yerler” olmasını tam olarak ne belirliyor?

Kitap daha bir çok sözü kendimize sormamızı sağlıyor, kişinin çokça düşünüp, muhakeme yapmasını geçerli kılıyor. Ama bu tarz kitaplardan farklı olarak sıkıcı bir anlatımı yok, aksine çok akıcı bir dil kullanılmış, sayfaların nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Kitaplarla çok haşır neşir olmayan insanların bile birkaç günde bitirdiğine bizzat şahit oldum. Bu sebeple sınav döneminizde alıp da sınavlara çalışamazsanız biz sorumlu değiliz 🙂 Kısacası biz kitabı çok beğendik ve gözü kapalı tavsiye ettik. Dileriz ki Türk edebiyatına böyle güzel yapıtlar çokça girsin; biraz eğlendirip vaktimizi çalan kitaplar yerine, hem güldüren, hem düşündüren kısacası bize bir şeyler katma amacında olan eserleri bulmak hakikaten kolay değil.

Ha bu arada bir kişisel uyarı daha yapayım, 20-21. sayfaları atlamanız ruh ve beden sağlığınız açısından faydalı olacaktır. Aklıma geldikçe kötü oluyorum 🙂

Herkese iyi okumalar dilerim.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir