Burada yazılanların tamamen gerçek veya hayal ürünü olduğunu söyleyemem.

Home Office & Remote kısacası Evden Çalışma Hayatı

Home Office & Remote kısacası Evden Çalışma Hayatı

Selamlar,

Yaklaşık bir buçuk yıl gibi bir süredir bu şekilde çalıştığımı özellikle instagram sayfamı takip edenler bilirler.

Home office çalışma stili Türkiye’de henüz çok yaygın değil ve ben işimi bu şekilde sürdürdüğümü açıkladığımda garip tepkiler alıyorum 🙂 Özellikle bilişim sektöründe bu uzaktan çalışma tarzı daha çok tercih ediliyor. Bilişimle alakalı bir bölüm okumayıp, mesleği yapmayıp da böyle işlerde çalışabilirsiniz. Örneğin satış, pazarlama, reklam gibi işler. Şimdi sizlere artısı, eksisi yani tüm yönleriyle bu modeli anlatmaya çalışacağım. Ama tabii ki burada anlattıklarımı yüzde yüz evden çalışan herkes yaşayacak diye bir durum yok. Çünkü takdir edersiniz ki her şirketin, kuruluşun prosedürleri işleyişleri çok farklı. 

Öncelikle bu şekilde çalışmak istiyorsanız daha çok kurumsal şirketleri tercih etmenizi söyleyebilirim çünkü patron şirketlerinde deneme tahtasına dönüşebilirsiniz. Örneğin çalışma saatleriniz değişebilir, hatta mesai süreniz bile birden (patronun kafasına göre) yarım saat artış gösterebilir. Bunlar hep tecrübe 😀

Dezavantajları

“Hadi canım evden mi çalışıyorsun ee şimdi kimse görmüyor ne güzel yatarsın sabahtan akşama xd” tarzında konuşan insanlara ilk başta bir kürek vasıtasıyla dalmak isteyeceksiniz. Zaten insanlar bedava maaş dağıtmaya çok istekliler. “Sen evde yat diji biz sana her ay sigorta yapalım, para falan ödeyelim sen keyfine bak kanka” diyolar haberiniz yok mu? 

Arkadaşlar, insanların günahını bile bedavaya vermek istemeyeceği bir çağda yaşıyoruz. Siz nasıl böyle saf-temiz kalabildiniz demek istiyorum 🙂 Evden çalıştığınızda da gayet mesai saatiniz olabiliyor hem de normalinden daha da sıkı, dakikası dakikasına bir takibe bile maruz kalabilirsiniz. Bazı şirketlerse iş (ticket) verip “şu güne kadar bitir de ister gece bitir ister gündüz” gibi bir davranışa giriyorlarmış öylesini bulursanız ne mutlu. Bizim şirkette bir platform üzerinden hangi işe kaç saat kaç dakika ayırdığını giriyordun. Tabii bir iş üzerinde ne kadar vakit harcadın, hemen bitecek bir işe yarım saat mi verdin bunlar hep takipte. Kısacası big boss is watching you 🙂 Ne kadar mola verdiğiniz, işe kaçta başlayıp, kaçta bitirdiğiniz falan hep kaydediliyor. Haftalık olarak raporlar sunuluyor. Yani diğer türlü o kadar kişinin performansının takip edilmesi de zor bir olay. Ancak böyle de bilmiyorum yarım saat kafanız atsa manitayla bozuşup bir kahve içseniz hemen vicdan yapmaya başlıyorsunuz. Hasta olup izin alsanız da (izin olayları bizde bayağı rahattı doktor raporu vs istenmiyordu) acaba ne kadar hastayım, gerçekten izin alacak kadar hasta mıyım ya da bir yerim ağrımıyor ama psikolojik olarak iyi değilim acaba hakka giriyor muyum falan diye kendinizi yiyip bitirebiliyorsunuz. Normalde çalışma arkadaşınızla yaptığınız dedikodu saatlerini bile yapmaya kalkınca işten yiyor gibi düşünüp rahatsız oluyorsunuz.

Hep evde olmanın verdiği ve biraz da ister istemez gevşek olmaya müsait olan mesai durumdan dolayı eş-dost-akrabalarınız tarafından ciddiye alınmayabilirsiniz. Örneğin ailesiyle birlikte yaşayan arkadaşlarım sürekli odasına girilip bakkala gidiver, şu perdeyi asıver gibi şeylerden rahatsız ediliyorlardı. Sen kolaysa git bir beyaz yakalıya perde astır hanım dezze. 

 Eğer ailenizden ayrı yaşıyorsanız da çatkapı davetsiz misafirlere maruz kalabilir ve Türk örf, ananelerine göre kendinizi işi, gücü bırakmış onlara kısır yaparken bulabilirsiniz 🙂 Ya da “gız gızım sen çalış biz şurda otururuz” deyip sizde yatıya da kalabilirler. Bu durumda iş mi yapacaksınız, misafirlerle mi ilgileneceksiniz (bakın Türk misafirperverliği diyorum, ayıp sonuçta) çok büyük bir ikilemdir. Çok şükür ki ailem, arkadaşlarım tarafından böyle şeyler yaşamadım hiç ama bu yaşamayacağım anlamına da gelmez 🙂 Bu durum için en iyi tavsiyem: kendinize ait bir çalışma masası ve mümkünse bir çalışma ortamı-odasına sahip olmanız. Mesai saatinde pijamalarınızı çıkarıp bir ciddiyetle (triple) girdiğiniz, akşam işiniz bitince de yine kapısını çarpıp çıktığınız bir ortam olmalı. Yani o odaya girdiğinizde çalışma hissi bilinçaltınızda oluşmalı. İş dışı, eğlence aktivitelerinizi de bu odada yapmamanız tavsiye edilir ama sonuçta herkeste Ziyagil yalısında oturmuyor değil mi :/ Hayaller: piyano odası, okuma odası, kahve odası. Hayatlar: mutfak masasında toplantı yapmak 😀

Özellikle yaşı büyük akrabalarınız tarafından işinizin ne olduğunun anlaşılmaması sorunsalı var birde. Acaba işsiz de bizi mi kekliyor diye de düşünebilirler. Üstteki maddeyle bağlantılı olarak ciddiye almayıp, nasıl olsa evde o diyerek rahatsız edebilme potansiyelleri de yüksek. Bunun çözümü de en anlayacakları şekilde hatta yaptığınız işi biraz da abartarak karşılarına geçip anlatmak ve uygulamalı göstermek olabilir. 

Sadece yaşlılar değil sizinle aynı mesleği yapıp dışarıda çalışanlar da işinizi küçümsemeye kalkıp “amaa sen evdesin saten çok raahatttt” diyeceklerdir. Küfrü basın. Çok rahatsa git sen de evde çalış tutan mı var?

Sürekli evde olmanın getirdiği en büyük sorundan bahsedelim şimdi de: bınalım hali ve asosyallik. Evde durmaktan hazzetmeyen, hatta evde duramayan insanlar için büyük problem teşkil edebilir bu. Evde olup, kendi kendine bir şeyler yapmaktan oldukça keyifli alan bir insan bile (ben) bu hale düşebilir, hiç kınamayın. Hiçbir yerde bulamayacağınız bir tavsiye vereyim o halde: merkezi yerlerde oturun. 

Kafanız artık iş almaz duruma geldiğinde ya da sıkıldığınızda dışarı çıkabilecek imkanınız olsun. Dışarı çıkmak deyince de temiz hava, park, bahçeden bahsetmiyorum o her yerde var 🙂 Starbucks’ı kastediyorum 🙂 Tabii sadece Starbucks değil, bu tarzda kafeler çoğalıyor ama bir çayın 4 lira olduğu ve garsonların sürekli gelip “bir isteğiniz var mı efenim?” diye taciz ettiği yerler değil söylediğim. Bir içecek alıp gerekirse 3-4 saat oturabileceğiniz, kimsenin karışmadığı, internet hızı yüksek olan yerleri söylüyorum. Gerçi internet hızı bu tip kurumsal kafelerin kalabalığında oldukça düşüyor. Diğer yandan insan sürekli aynı yerlere gitmekten de sıkılır. Böyle mekanlara yakın olursanız işte home ofis’in tadı o zaman çıkar. 

Arabam var istediğim yere atlar giderim diyebilirsiniz ama zamanla üşendiğinizi göreceksiniz. Hele İstanbul’da yaşıyorsanız; trafik, park sorunu gibi sebeplerle evden çıkmamayı tercih eder hale geleceksiniz. E nerde kaldı home ofis mantığı?

Benim kişisel sorunumda şuydu: ben akşama kadar evde çalışıyordum. Eşim dışarıda çalışıp yorgun argın eve geliyordu. Ben artık mesai bittiği için tüm gün hayalini kurduğum dışarı çıkma, özgür olma eylemlerini gerçekleştirmek isterken; eşim de doğal olarak koltuğa uzanıp dinlenme kısmına geçmek istiyordu. İşte olan orada oluyordu zaten, bu durum evliliği bile bitirebilir abartmıyorum. Bazen içimden sebepsiz yere ağlama istekleri falan geliyordu.

Dışarıda çalışmaya kalkarsanız (özellikle İstanbul’da) çok para harcarsınız onu da belirteyim. Yemek kartı veriliyorsa ne ala ama muhtemelen yetmeyecektir. Allah’ın makarnası bile yirmi lira çünkü.

Sürekli aynı yerde ve tek başına çalışmanın verdiği motivasyon eksikliği de çok büyük bir sorun olabilir. Örneğin; şirkette arada yapılan doğum günü partileri sanıyor musunuz ki doğum günleri çok önemsendiği, kutsandığı için yapılıyor. Hayır amaç motivasyonu sağlamak. Birilerine ceza verilir tatlı ısmarlattırılır filan, insanlar yıllardır baklavaya aç olduğu için yapılmaz bunlar. Çalışma ortamına bir renk, hareket gelir. Çalışanların kaynaşması sağlanır. Bunun da ne kadar önemli bir şey olduğunu anlıyorum artık. Bazen güleryüzle söylenen bir günaydın’a bile hasret kalabilirsiniz.

Erkekseniz ve eşiniz evdeyse sizden sıkılabilir. “Bugün altın günü var, kızlar gelecek git gali evden” diyerek sizi kovabilir hazırlıklı olun. Ya da sürekli evde oturduğunuzdan mütevellit kendinizi her işe karışırken bulabilirsiniz. Yapılan yemekten, izlenen tv programına kadar. 

Yaşayan birini görmedim ama bomba bir tespit daha. Eşiniz ev hanımı değil de dışarıda çalışan biriyse, siz sürekli evdeyseniz ve klasik bir Türk erkeğiyseniz. Yani siz eşinizden daha az yorulduğunuz durumda kadıncağız eve yorgun argın geldiğinde (ki kadın bünyesinin daha hassas olduğunu da hesaba katalım) ondan yemek, temizlik falan beklerseniz vay sizin halinize. Allah korusun hayat cehennem olabilir. Bu durumda lütfen Türk erkeği modundan çıkın, hayat müşterek falan filan. Yemek de yapın lütfen. Bir de kadıncağız yokken evi fazla kirletmeyin.

İş arkadaşlarınla konuşmaların yanlış anlaşılması. Sürekli dijital ortam üzerinden anlaşmaya çalışmanın verdiği zorluk nedir bilir misiniz? “Gülen yüz koymasam belki trip attım, laf soktum falan sanılır. Ama böyle de çok ciddiyetsiz mi gözükürüm? Ya ben yazdım buna neden gördü de geri dönmedi. Espri yaptım neden gülmediler? Acaba ben mal mıyım? Salak salak şeyler peşinde bir insan mıyım? Bak insanlar çalışıyorlar, herkes işinde gücünde patron beni zevzek biri zannedecek şimdi.” İşte bu cümleler uzaaar gider. Bir de şöyle bir durum var ki her insan bunları sadece kendisi düşünüyormuş gibi hisseder 😀 İnsan psikolojisi aslında çok benzer, bunu diğer çalışma arkadaşlarımla konuşunca anlıyorum. Meğer çoğu kişi aynı durumlarda aynı şeyi düşünüp böyle düşündüğünü belli etmemeye çalışıyormuş 🙂 Kısacası kendinizi ifade ederken çokça zorlanabileceğiniz bir ortam; canını sevdiğim jest, mimik, el kol hareketlerinden uzak. Oysa bir kaş hareketi bile neler anlatır bazen, hatta bir atasözümüzde geçtiği üzere “gözler kalbin aynasıdır”. İşte bunların ne kadar önemli olduğunu anlıyorsunuz. Benim gibi ince fikirli bir insansanız herkesin her yazdığına cevap verip, her esprisine gülmeye çalışmak, şunu desem yanlış anlar mı diye kafaya takmak da var ki doktorların hiç de tavsiye ettiği bir şey değil. Ha bunun birde şu yönü var. “Patron şunu dedi acaba benden memnun değil mi acaba mobbing mi yapıyor?” Haydi geçmiş olsun. 

Bu da yaşadığım değişik bir durum belki home ofis çalışmayanlar da bunu yaşıyorlardır. Öyle insanlar var ki bir konu geçtiğinde anahtar kelimeyi Google’da arayıp ilk çıkan linki patronun gözüne sokmaya meraklılar. Tabii kimse kimseyi görmüyor ve çoğu kişi bilmediği halde kolayca biliyormuş gibi rol yapabiliyor. Biri bir şey mi sordu önce görmemiş gibi yap yapıştır arama motoruna sonra ahkam kes böyle böyle diye. Neler gördü bu gözler 🙁

Avantajları

Bu kadar olumsuzluk yeter değil mi, şimdi de keyifli yönlerine geçebiliriz. 

İsterseniz mesai saatinden beş dakika önce kalkın, trafik gibi bir derdiniz yok. Yolda geçecek olan zamanı kendinize ayırabilirsiniz. Yukarıda saydıklarımın aksine isterseniz çok sosyal bir insan olabilirsiniz. Tabii bunun için özellikle bekar olmanız ve mümkünse ailenizle birlikte yaşamamanız lazım 😀 

Ne kadar mesai saatine önem gösteren bir şirket olsak da acil durumlar için sonradan telafi etmek kaydıyla izin alabiliyorduk. Tabii sonra telafi etmeye kalkınca daha da zorlu bir durum olmaya kalkıp sanki tüm gün çalışıyormuşsunuz hissi de verebilir. Belirli mesai saati olmayan şirketlerde çalışmak bu açıdan çok iyi olabilir. 

Dışarıda çalışmanın verdiği yorgunluk hissi evde olunca gerçekten olmuyor. Pijamalarınızla rahat rahat çalışıp istediğinizi yiyip içip; kendi öğle aranızı istediğiniz saatte verebiliyorsunuz. 

Oldu da canınız sıkıldı çıkın dışarıya hatta her gün başka yerde çalışın. Bir gün deniz manzarasında, bir gün tarz bir kafede ya da kütüphanede. Sıkılmazsınız.

Eğer yemek kartı vs veriliyorsa yemeğinizi evde yaparak bundan tasarruf etmeniz de mümkün. Kartınızı market harcamalarında kullanabilirsiniz mesela ben öyle yapıyordum.

İş arkadaşlarıyla yüz-göz olma gibi bir probleminiz olmuyor. İstemediğiniz insanı kolayca görmezden gelebiliyorsunuz. Hatta hiç muhattap olmadığınız çalışma arkadaşlarınızda olabiliyor. 

Özellikle en çok sevdiğim tarafta iş aralarında ev işleri yapabilmemdi. Mesela beş dakikada çamaşırları makineye koyup çalıştırıyor; bir saat işimi yapıp sonra da yine onları asabiliyordum. Ya da akşama misafir mi gelecek? İstersen öğle arasında yemek yeme ve evin temizliğini yap ya da akşam için pasta-börek hazırla sana kalmış. Ramazan’da bu sayede diğer çalışan insanlara göre çokça misafir çağırmışlığım olmuştu.

Yazımı noktalarken maaş konusuna değinip ufak bir uyarı yapmak istiyorum. Özellikle IT sektöründe çalışanların bu tarz işleri daha rahat bulduğunu zaten söylemiştim. Mesleğimi neredeyse sırf evden çalışma gibi bir rahatlığı olduğu için seçen ben şu an bu konuya artık daha mesafeli bakıyorum. Çünkü çalıştığınız şirket çok çok önemli. Dediğim gibi kurumsallıktan uzak bir patron şirketindeyseniz; deneme tahtası gibi patron hangi kuralı koyarsa onu yapmak zorunda kalabilirsiniz. Örneğin şimdiki kuralların neredeyse yüzde yetmişi ben işe ilk girdiğimde yoktu. Ayrıca evden çalışma tarzını benimseyenler genelde yabancı veya yabancı kaynaklı şirketler oluyor. Yani demek oluyor ki dolar-euro ile para kazanan ama Türk Lirasıyla ödeme yapmaya istekli insanlar. TL’nin değerini düşündüğümüzde maalesef onların gözünde birer Hintli, ucuz işçi olabilirsiniz ve bu onların çokça işine gelir. Patronunuz Müslüman veya Türk olsa da güvenmeyin bu herkesin hoşuna gider. Bir ABD’liyi işe almakla sizi işe almak arasındaki fark onları korkutabilir. Demem o ki kendinizi ezdirmeyin, saflık yapıp benim gibi para önemli değil falan deyip işe girmeyin. Para önemlidir. Şimdi olmasa bile önemli olacağı bir saat gelecektir. İnsan çalışıyorsa, vakit ayırıp, emek sarf ediyorsa bunun karşılığını almak isteyecektir. 

Ayrıca para kadar önemli olan başka bir şeyse İngilizce’dir. Özellikle öğrenci arkadaşlar böyle bir işte çalışmak istiyorsanız; okul bitmeden bu sorunu halledin derim. Diğerleri içinse hiçbir şey için geç değildir demek istiyorum. 



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir