Burada yazılanların tamamen gerçek veya hayal ürünü olduğunu söyleyemem.

Rüya Günlükleri 2

Geçtiğimiz günlerde yazmaya değer şeyler gördüğümü söyleyemem. Hiç rüya görmedim sanmayın çünkü hayatımda daha öyle bir gece yaşamadım 😀 ama işte gördümse de kendimce şeylerdi, bölük-pörçük. Mesela bir gece yunus balığı gördüm; havuzun içinde seviyordum yanımda yüzüp geliyordu, oyun oynuyorduk. Rüya tabirlerine baktım iyi şeylere işaretmiş, örneğin ev almaya hadi bakalım 😀 Algıda seçicilik ya işte ilk onu kaptım onca yorumun içinden. Ama gerçekte yaşayamadığımız güzel şeyleri rüyada tecrübe etmemiz ne güzel bir nimet. Bence rüya alemi gerçekten daha gerçek oluyor kimi zaman, daha yoğun duygular içeriyor. Günlük hayatta çok sevdiğimiz bir şeyi yaparken bile aklımıza kaygılarımız, sıkıntılarımız geliyor ya; rüyada hiç öyle olmuyor işte onu seviyorum. Sadece o an var. Uyanıp rüyayı hatırlamaya kalktığımızdaysa yine aynı yoğun duyguları, aynı tatla hissediyoruz.

Bugün ne mi gördüm? Patronumu. Sık sık görürüm zaten. Yine anlamadığım teknik detaylardan bahsediyor ve yine ne kadar cahil olduğumu hissettiriyordu. Sanırım patron bilinçaltımda tamamen bir zihin karmaşasını temsil ediyor tabii bir de hayranlığı. Bir şirket buluşmasındaydık sanki, bizim şirketten olmamasına rağmen eşimde var yanımda. Bir üniversitede etkinlik yapacakmışız. Bizim etkinliği düzenleyen arkadaşlar diyor ki “konuşmacılara hangi saatlerde konuşma yapacaklarını söylemedik.” Amanın ben bir kızıyorum, ağzıma ne geliyorsa söylüyorum (demek ki içimde birikmişim varmış :D) “Ne biçim insanlarsınız hiç mi kafanız çalışmıyor” dan başlayıp o dikenli yolda dümdüz ilerliyorum 🙂 İşe yeni giren bir kız var, bir de yetinmeyip üstüne onla gıybetlerini ediyorum. Sonra üniversitenin konferans salonuna giriyoruz. Nasıl büyük bir yer. Bir bakıyorum bizim akrabalar, eş dost tanıdık dolu. Hem de Kütahya’nın her icraatini kaldıran tek kapalı spor salonundayız 🙂 Diyorum bu nasıl şirket etkinliği? Bilişim-güvenlik konuşulacak bunların ne işi var? Sonra yakın bir arkadaşımı görüyorum yanında da iki gün önce bir kınada ayağına basarak sakatladığı ablamız var 🙂 İçten içe kopuyorum çünkü bir ayak basmasıyla olay baya bir büyümüştü 🙂 O da ne bir bakıyorum Sezen Aksu. Gözlerime inanamıyorum, çıldırıyorum 😀 Kocaman salon, o kadar kalabalık ama hep arkalara bizim bulunduğumuz yerlere geliyor ne hikmetse 🙂 Eline koluna dokunuyorum ashshs 😀 Tam tutmuşum selfie çekineceğiz, telefon bizi çekmek yerine video göstermeye başlıyor. Neyse diyorum bi düzelteyim aç-kapa yapıyorum. Minik serçe ve tüm salon sabırla beni bekliyor. Aha şimdi bunu yazarken Sezen çalmaya başladı bak. Telefon yine düzelmiyor. Fotoğraf çekemiyorum. Ardından MFÖ’nün “Adımız Miskindir Bizim” parçası tarafından uyandırılıyorum. O kısım rüyaya ait değil. Eşim açmış uyanayım diye, anası kılıklı müziksiz güne başlamıyor 😀



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir