Burada yazılanların tamamen gerçek veya hayal ürünü olduğunu söyleyemem.

Şaşıfelek Çıkmazı Hakkında 2

Şaşıfelek Çıkmazı Hakkında 2

Evet bundan baya önceki bir yazımda diziyi anlatırken birden çocukluğuma, komşuluk ilişkilerimize dalıp gitmiştim. Duygusallığımı üzerimden attığımı düşünüp şimdi devam edeyim diyorum 🙂 

Diziyi hiç ummadığım bir anda bitirdim. Şöyle oldu anladığım kadarıyla 60. bölümde diziyi kesmişler. Kim kesmiş, neden kesmiş nasıl kesmiş onu bilmiyorum. Bilen varsa yazsın lütfen 🙂 Ama 60’tan sonrasına ulaşamadım ve dizinin son bölümüyle ilgili aklımda kalan şey Nurşimle İsmet’in neden evlenemeyeceğinin açığa çıkmaması durumu. 

Dizi benim gözümde üçe ayrılıyor: 

İlk parça Hilmi’nin (Selçuk Yöntem) konağına yerleşmeden önceki daha insancıl, gerçek hayata daha doğrusu Türkiye şartlarına daha uygun olan o zaman dilimi. Eşinden boşanan bir kadının çocuğuyla beraber hayata tutunma çabaları, platonik aşklar v.s.

İkinci part, Hilmi’nin konak-pansiyonunda yaşanan sex and the city tarzında, pembe dizi tadındaki aksiyonlu günler ki bu günlerin sonuna doğru birçok başrol değişimi meydana gelip dizi iyice çığrından çıkmıştır. 

Üçüncü kısım ise eski başrol oyuncularının (Derya Alabora, Fikret Kuşkan) diziye dönüp, Hilmi’nin evinden topluca ayrılıp, Hilmi’yi ve o lanet hayatını da diziden çıkarmasıyla devam eder. 

Hilmili günleri şöyle anlatayım. Bizim Aysel, İnci, Feru, Ali Rıza (Hoca) bu pansiyona yerleşir. Ayselle Hoca arasında gönül bağı olmasına rağmen Aysel sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi davranarak, gizemli bir havası olan Hilmi’yi elde etmeyi kafasına koymuştur. Bu arada İnci’nin de sanki Hilmi de aklı var gibidir. Hilmi ise bildiğimiz zampara, kendiyle ilgili hiçbir şey anlatmayan, zengin, elinde viski bardağı ve kalın ses tonuyla gezen, gece oturup, gündüz uyuyan tiplerden. Neyse en sonunda Aysel, Hilmi’yi elde eder. Aynı evde Hoca’nın yanında oynaşırlar. Ve sanki adam haksız gibi gösterilir. Ne vardır modern hayattır olur böyle şeyler modunda. Sonra Hilmi’nin oğlu gelir İnci’yi götürür. Bildiğin yine aynı evde, kızının gözü önünde ve kızı her şeyin farkında olarak. Böyle sahneler eskiye nazaran daha belirgindir, çocuklar bile anne-babalarının cinsel hayatlarıyla ilgili yanlarında yorum yapabilmektedir. Ceyda ile Cesur çokça kez mahallenin ortasında öpüşürler ve aşk üçgenine dahil olan Seda’da onları izler. YIL 2001 falan ve sanırım semt Üsküdar. 

Diziyi izlerken sanki sadece cinsellikle alakalı gibi bölümler ardı arkasına sıralanmaktadır ve sıcak, samimi mahalle dizisi ne ara buraya geldi diye düşünüp tam izlemeyi bırakacakken şükür ki işler değişti. Lale Mansurlu Aysel çok tutulmaz ve Alabora dönüş yapar. Tekrar eski evlerine geri dönerler. Bu sefer Aysel ve İnci’nin iş hayatı daha ön plandadır ancak bu üçüncü partta da Aysel evli bir adamla görüşür 😀 (Tamer Karadağlı) Eşim arada gelip bir adam gördüğünde bu Aysel’inki mi İnci’ninki mi yoksa her ikisinin de mi derdi ben de “yok canım o kadar da değil” derdim. Ama cidden olaylar aynı “o kadarmış cidden” şekilde gelişirdi 😀 

Dizideki Seda’nın Cesur’a olan imkansız aşkı ve sonunda Şafakla evlenip hala onu düşünmesi. Doğan çocuğunu bile benimseyemeyip lohusa depresyonuna girmesi beni etkilemiştir. Ceyda ile Cesur’un birden emrivakiyle evlenmesi de garip gelmişti mesela. Ha bu arada Aysel’in evli olsa da o adamla görüşmesinin sanki çok normal gibi bir şekilde verilmesi gözümden kaçmamıştır. Aysel’in babası bile olayı öğrenir ama zamanla o da kabullenir artık. Fikrimce; görüşün ne olursa olsun ne kadar geniş olursan ol böyle bir durum kabul edilemez. Herkes bitirsin evliliğini ne yapacaksa yapsın. Ya da böyle bir durumu sanki olması gereken buymuş gibi anlatmak nasıl bir amaca hizmet ediyor onu da düşünüyorum. Ama Tamer Karadağlı’da gençken yakışıklıymış hani. Ferhunde Hanımlar’dan az buçuk hatırlıyor olsam da. 

Diziye dair konuşurken Saadet’i pas geçmek olmaz elbette. Füsun Demirel çok başarılı bir oyuncu dedirtiyor hakikaten. O’nun o bazen deli, bazen amaan boşver deyip çay koymaya giden halleri, mahallenin dedikoduyu seven ama yine de herkesin kötü gününde destekçisi Saadet Ablası gibi olmak istiyor insan. Aslında akıllı bir kadınken o Murattan vazgeçememesinin de başka bir açıklaması olmalı. Aynı şeyi bu ara bir arkadaşım başka bir Murat’a karşı yaşıyor. Sanırım mesele isimde 😀

Geçmiş gitmiş gün işte, tam 16 yıl geçmiş üzerinden. Bense daha 25 olmadım ve şimdiden eski günleri arar oldum. Sanki ihtiyar gibi, nerede o eski diziler deyip açıp izliyorum işte. En azından o günlere dair sözler, komşuluk ilişkileri beni geçmişe götürüyor. O sebeple Yedi Numara, Şaşıfelek, Ferhunde hanımlar ve daha adını sayamadıklarım arada birer zaman makinasına dönüşüyorlar benim gözümde. 

Nostaljiyle kalın.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir