Burada yazılanların tamamen gerçek veya hayal ürünü olduğunu söyleyemem.

Sevda Kuşun Neresinde?

Not: Bu yazıyı okurken aşağıda verdiğim linkte; dizinin bir Cem Karaca şarkısından ismini aldığı ve son şekliyle Zuhal Olcay’ın seslendirdiği bu muazzam parçayı dinlemenizi tavsiye ederim, çok keyifli olmuş. https://www.youtube.com/watch?v=leUItqICP-I

Size, final bölümüyle beni çok etkileyen bir diziden bahsetmek istiyorum. Tabii bu cümlemle sadece final bölümünü izleyip bırakmışım gibi anlaşılmasın 🙂 Naçizane değinmek istediğim konu, günümüz dizilerde yaşadığımız reyting sevdası sebebiyle sakız gibi uzadıkça uzayan, reklamlara bağlayan bölümler yerine; içinde ideoloji ve hakiki kahramanlar barındıran, son bölümüyle de bulmacanın tüm parçalarını tamamlayan bir yapı olmasıdır. Gönül isterdi ki 31 bölümle sonlanmasın bu güzel hikaye ama bazen tadında bırakılan şeyler daha da kıymete bindirir bazı şeyleri, hep özlemle anılır. (bknz: Çemberimde Gül Oya)

Diziye başta biraz önyargılı yaklaştım, hatta ne yalan söyleyeyim siyasi nedenlerle yapılmış olabileceğini bile düşündüm, malum güvensizlik problemi yaşadığımız bir çağdayız. Buna rağmen tarihi dizilere olan zaafım sebebiyle ilk bölümü izlemeden yorum yapmamaya karar verdim; öyle bir diziyle karşı karşıya kalmıştım ki ilk beş dakika da ağlatmayı başardı beni. Ve şimdi anlıyorum öyle bir final yapmışlar ki son beş dakikasında da aklım ilk bölüme giderek anında ikisi arasında bir köprü kurdu ve günümüz dizilerinde tatmayı unuttuğumuz bir duyguyu yaşadım, yap-boz tamamlandı kafamda, hikaye nihayetine vardı, sonunda mutluluk da vardı.

Önyargılarımdan biri de tarihte esaslı bir rolde olan ülkücüleri pasif gösterip, Milli Türk Talebe Birliği’ni öne geçirmelerini düşünmemdi. Sonradan fark ettim ki sadece MTTB değil devrimciler bile öne geçiyordu bazen 🙂 Yani olaylara tek taraftan bakılmamaya çalışılmıştı; yeri geldiğinde herkes kendince vatan severliğini, insaniyetini ortaya koyuyordu doğru ya da yanlış mesele bu değil ama ortada birileri vardı ki bu vatan evlatlarını birbirine düşman ediyordu, kardeşi kardeşe kırdırarak, gariban halkın üzerinden kendi hain planlarını devreye sokuyordu.
Yazdıklarımı somutlaştırabilmek adına size çok etkilendiğim bir sahneyi anlatmayı isterim. Linkini bulabilirsem ekleyeceğim.
Yer, Ülkü Ocakları Başkanı Ömer’in mahallesindeki kendi bakkal dükkanı ve bakkalda Parkalıyla(karakter Deniz Gezmiş’i tasvir ediyormuş duyunca şaşırmıştım) Ülkücü Ömer var ve hatırlamıyorum bir sebepten birbirlerine silah doğrultmuş vaziyetteler. Bu arada mahallede yaşayan engelli bir kız o sırada dükkana giriyor. Ömerle, Parkalı küçük bir çocuk içeri girdiği için silahlarını indiriyorlar. Saliha: “Abi balon! Abi bayrak!” diyor. Deniz Gezmiş kalkıp bayrağı uzatıyor, Ömer ise balonu veriyor. Saliha da ikisine birlikte bakıp “Abi cici, abi cici” diyerek gidiyor.
Tüyleriniz diken diken oldu değil mi? Ama daha ne sahneler var dizide.. İnsan bir diziye devam ettikçe sanki o mahallede yaşayıp da birbirine misafirliğe gidiyor, karakterleriyle dost, abi, kardeş oluyor. İşte filmin esas karakteri Arif benim için öyle bir hale gelmişti ki gören abim sanır öyle saygı duyuyorum, onun sahnesi gelince bir toparlanıyorum oturduğum yerde filan 🙂 Çok anlatmayacağım başlayan olur belki diye de bunu demeden geçemeyeceğim 🙂 Arif’in bir cenaze sahnesi vardı ki… Anam perişan oldum resmen, yıkıldım ya. Kadınların ruh hali değişik oluyor bazen, açıp açıp ağlıyorum o acıyı yeniden yaşıyorum. Eşim geldi ona da açtım o da bir kötü oldu o duygu öyle bir verilmiş ki hissetmemek mümkün değil. O bölümden sonra o da izlemeye başladı tabii diziyi 🙂 Bir de Hüsnü amca var dizide Saatçi Hüsnü… O karakteri de o kadar sevdim, benimsedim ki evde “kurban olurum Hüsnü Amcam” diye dolaşıp duruyordum. Parti kur oy verelim Hüsnü amca ne güzel adamdın sen. Keşke hepimiz senin gibi iyi huylu insan olabilsek. Sayende Bahadır Yenişehirlioğlu’nu da tanıyıp, kitaplarını okumaya başladım, kendisine selam olsun.

Bu arada gerçek karakterlerin temsil edildiğini söylemiştim. Necip Fazıl Kısakürek, Necmettin Erbakan, Şule Yüksek Şenler, Alpaslan Türkeş, Muhsin Yazıcıoğlu, Mehmet Zahit Kotku gibi değerli şahsiyetler de direkt isimleriyle yer almışlardır ve bunu imayla değil de açıkça vermeleri ayrı bir hoşuma gitti(sanırım bu kadar cesur bir halde hiç görmemiştik ya da benim cahilliğimden bilmiyorum).

Baş örtüsü sorununa da bu kadar net yaklaşan ve bunu apaçık yaşayan bir genç kızın gözünden böylesi detaylı bir anlatıma giren nadir yapıtlardan olsa gerek. Bu özgürlük davasından herkesin kendi payına çıkarması gereken şeyler var diye düşünüyorum.

Evet şimdi beni bıraksanız sabaha kadar tüm diziyi anlatabilirim ama sanırım susmam gerekiyor ki size de bir şeyler kalsın. Vaktimiz az, zamanımız kıymetli; izleyeceksek böyle yapıtları tercih edelim. Biz sadece izlemekle yetiniyoruz ama bu zamanlar yaşandı, Türkiye’nin en esaslı gerçeklerinden oldu, kaç evin ortasına çığ gibi düştü acılar, yangınlar.. Kısacası ağır sınavlardan geçtik, Allah bir daha öyle günler yaşatmasın inşallah, veremeyeceğimiz sınavlardan geçirmesin bizi. Öte yandan öyle yiğitler geçmiş ki bu vatandan, çok şey borçluyuz onlara. Emeği geçen, yüreği değen, o anlara tanık olan, canını, malını ortaya koyan herkesten Allah razı olsun.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir