Burada yazılanların tamamen gerçek veya hayal ürünü olduğunu söyleyemem.

Toplanın, Uyku Eğitimi Aldık.

Toplanın, Uyku Eğitimi Aldık.

Ne ara başladık bilmiyorum ama gözümde büyüttüğüm uyku eğitimi tamamlandı bile. İleride olur da bu düzeni şaşırır ve ne yapacağımızı bilemezsek diye veya bir başkasına faydası olur düşüncesiyle yaşadıklarımı, tecrübe ettiklerimi birebir buraya aktarmak istiyorum. Söz uçar; yazı kalır neticede. Dedem de böyle yapardı. Abim küçükken onunla ilgili bir defter tutmuş yaşadıklarını yazmış. Sık sık da evdeki ufak müsvedde kağıtlara unutmaması gereken notları yazardı. Ha unutkan olduğundan mı tam tersine tanıdığım en iyi hafızaya sahip insanlardandı. Belki de bu güçlü hafızaya alıştığı düzenli hayatını uzunca bir süre daha bir plan dahilinde devam ettirmek isterdi, kimbilir..

Ömer doğduğu zamandan itibaren uyku konusunda kendine de, bize de çok sıkıntı çektirmedi. Çok şükür bu Allah’ın bize verdiği en büyük hediyelerdendi diye düşünüyorum. Ne gaz sancısı oldu, ne ağlama krizleri.. 2 aylıktan itibaren akşam 7 gibi yatmaya alıştı ve bu düzen dahilinde neredeyse bir yaşına geldi. Gündüz uykularını da belli bir düzen ve ayına uygun aralık-saatlerde yaptırmaya özen gösterdik ben de babası da. Hatta yolculuklarımızı, uçak biletlerimizi, gezmelerimizi hep buna göre planladık. Çoğu zaman kendimizden fedakarlık ettik, oturduk evimizde. Sırf düzeni şaşmasın mutlu olsun, huzurla evinde dursun, yatağında uyusun diye. Elbette ki çocuk büyütmek kolay değildi, şimdi geriye baktığımda çok şükür ki güzel taşımız sorumluluğumuzu; hakkıyla yerine getirmişiz ve bundan gocunarak değil zaten olması gerektiği o olduğu için mutluluk duymuşuz. Gelgelelim bir yaşını doldurduğu o zamanlarda özellikle ramazana da denk gelmesiyle (caminin dibinde oturduğumuzun da etkisiyle) geceleri sıkça uyanmaya, uyanınca bir saat uyumamaya, hatta geceleri de daha geç yatma isteğine sahip oldu Ömer. Eşimin memleketine gittik, yaz mevsimi geldi, hava geç karardı biz de biraz gezelim derken bizim de biraz işimize geldi bu geç yatırma durumları. 21-22:00 hatta bir keresinde şehir dışında amcasına kalmaya gittiğimizde 23:00’ı bile görerek kendi rekoruna ulaşmıştı. Evimize geri döndüğümüzde de yaz akşamlarının sıcak ve sivrisinekli geceleri sayesinde gece çokça uyanarak sabrımızı test etmeye başladı. Ömer’i sadece emzirerek uyutabiliyordum buna ek olarak kucağımda sallayıp, zıplatmayla da uykuya dalıyordu. Ama artık gece uyanınca emzirmekle uyutmak mümkün olmuyor, kucağımda sallayarak uyutayım desem asla durmuyor ve mecburen iş babasına düşüyordu. Sabah işe gitmek durumunda olan ve artık bir fıtığa sahip olan babası da ekstra zorlanmaya başlamıştı. Taa hamileliğimden beri aklımda olan şu uyku eğitimi meselesi tekrar gündeme geldi. Aslında 5.5-6 aylıkken kendi kendimize yapmaya çalışıp çokça fayda görüp ama aslında tam olarak yerine getiremediğimiz kurallarla 1 yaşına kadar getirmiştik. Ama idrak ettiğim kadarıyla bu iş bir uzmanın danışmanlığında olmalıydı. Yoksa biz şöyle de yapsak olur, ne var ki bunda diyerek uyku eğitimini farklılaştırıp, esnetiyorduk o da bizi anca bir süreliğine idare ediyordu. Biz o zamanlar Kim West’in kitabını okuyarak ve uygulayarak işe başladık. Ömer kısa bir sürede uyum sağlamıştı. Hatamız şuydu; sadece yüz üstü uyuyabildiği için (evet bizim gibi böyle sorunu olan var mıdır diye çokça araştırıp bulamamıştım) artık dönmesin ve çabucak uyusun diye elimizle sırtını okşuyor ve zamanla bastırır hale gelerek hareket etmesini önleyerek uykuya geçmesine yardımcı oluyorduk. Evet esas prensip olan “desteksiz” uykuya geçme olayını işte bu şekilde beceremedik ve kendimizce eğitimi tamamladık. Korkuyordum çünkü Ömer 1 yaşına geldi ve şimdi algıları daha bir açık ve kendinden emin, inatçı, istediği olmadığında yaygarayı basabilen bir çocuk oldu. Aslında korkmamın temel sebebi şu güvenli bağlanma denilen şeyin zarar görme ihtimaliydi. 1 sene boyunca neredeyse hiç ağlatmayarak isteklerine cevap verip, ihtiyaçlarını karşılamışken şimdi birdenbire onu çaresizce bırakıp ağlamaya mı terk edecektik? Ya bir daha nasıl olsa bunlar bana bakmaz diyerek hasta bile olsa ağlamayıp bize derdini bildirmeseydi? Tabii bu biraz da işin abartı kısmıydı. Ama güvenli bağlanma çok önemli ve derin bir konu.

Ömer doğmadan da evvel uyku danışmanlığı veren birçok yeri biliyor ve Youtube videolarını izliyordum, alanında uzman kişilerinde kitaplarını az çok okudum. Bunlar Tansu Oskay, Kim West (Türkiye’de Uyku Meleği Seride Samurkaş), Tracy Hogg, Pınar Sibirsky, Sinem Gerger Akınal gibi kişilerdi. Aslında hep olsa olsa Uyku Meleği’nden yardım isterim diye düşünürken; bir anda Pınar Hanım’ın yaklaşımı ve çok maddiyatçı olmayan tutumu beni ona yönlendirdi. Üstelik diğerinden farklı olarak her gün telefon görüşmesi mevcuttu. Yardımcısını arayarak görüşmelere başladık.

Herkes “benim çocuğum uyuduysa herkesinki uyur” diyordu ya benim tam tersiydi aslında. Ya biraz daha beklesem mi benim çocuğum zaten çok problemli değil bu konuda diye düşünüp ertelemiştim bu zamana kadar. Düşündüğüm gibi de zor olmadı çünkü ben zaten birçok şeyi biliyor ve uyguluyordum temel hatlarıyla. Sanırım ufak ipuçları ve en önemlisi de motive edilme duygusuyla bir uzmana danıştım iyi ki de danıştım. Pınar Hanım’ı çok rahatsız etmemeye çalışsam da (çalışma saatleri kısıtlıydı çünkü 10-13:00 gibi) neredeyse her gün telefonda konuştuk gelişmeleri. Ulaşmak zor olmadı, aklıma takılan-takılabilecek her şeyi öğrendim. Ve şansımıza eğitimin son günlerinde şehirdışında bir otele gidip iki gün kalıp ardından da annemlere geçtik. Yani sınav üstüne sınav yaşadık ve hepsinden de geçtik çok şükür.

Normalde Ömer’in ayı itibariyle (13) iki gündüz uykusu uyuması gerekirken birini bırakmış gibiydi ve önce bir deneyelim dedik. İlk günler 6:30 gibi uyandı 10 gibi uyudu ve 11 de uyandıktan sonra bir daha da uyku eğilimi hiç göstermedi. Bu sebeple akşam uykusuna 18:30’da yatırmamı istedi. Biz artık büyüdü diye 19:30-20’ye tepki gösterirken(içimizden tabii) bu saat çok çok erken geldi. Ama sabah yine normal vaktinde kalkıyordu. Hiçbir sıkıntı olmadı yani. Eğer öğle uykusu ileriki aylarda 13-14 lere kaymaya başladığı zaman akşam uykusunu da 20-20:30 gibi geçe çekebileceğimi söyledi. Ama 3-4 yaşına kadar maksimum 21’de yatırmam gerektiğini anladım. Yani büyümüş de olsa çocuk dediğin erken yatmalı. Ben hatırlıyorum ilkokul 1’e başladığımda annem zorla 20:00’de yatağa yatırıyordu beni. İyiki de yapmış diyorum, olması gereken bu çünkü. Keşke şimdi de yatırsalar 😀

Evet ilk gün tabii ki zorlandık. Rutinleri bitirip yatağa koyduğum da 19:40 idi ve tam 1 saat sürdü uyuması-ağlaması. Ağlamaktan ziyade kızdı, bağırdı, ses telleri tahriş olacak diye korktum en çok. Yatağın yanına minder atıp ben de yüzüstü uyuyuş pozisyonu aldım ve çok ağladığında “şşş” diyip yatağa pat pat vurarak hadi yat demek istedim. Ha bu arada çok ağladığı için su içirdim sık sık. Hiç uyumaz sandım ama uyudu. Şansıma eşim de o gün mesaiye kalmıştı. O bağırışları o da duysun üzülsün istemezdim (doğumda da böyle deyip dışarı çıkarttım sonra pişman oldum ya neyse). İnanılmaz ama o gece hiç uyanmadı. Aylar sonra kesintisiz uyuyabilmek rüya gibiydi ama erken uyandırıldım 06:30!

O günün sabah uykusu da yorucu oldu yine yaklaşık bir saat falan cebelleştik ama bu sefer çığlıklar atmadı, durumu kabullendi diye düşündüm. Akşam uykusunda 18:30 da yatırdım ve 15 dakika içinde uyudu. Gece bir defa uyandı o da bir saate yakın sürdü. Belki de bizim hatamızdan kaynaklandı çünkü babası girdi uyutmak için ama uyumuyor diye sabırsız davrandı sonra ben girdim. Aslında kim girdiyse içeri onun devam ettirmesi lazımdı. Ha bu arada emzik meselesini şu şekilde çözdük. Pınar Hanım diyordu ki 3-4 adet emzik koyun gece görüp ağzına atsın. Ama çocuk onları atıp durdu. Baş edemedik en sonunda yakasına taktık hala o şekilde kullanıyoruz çok iyi oldu, gece hiç ellemiyorum. Şimdi uyku günlüklerine bakıyorum da birde 3. Günün akşam uykusunda 40 dk kadar yormuş ve gece uyanmış yine 1 saat kadar uyumamış. Artık gece en sonunda odasından çıkmışım. Ve eğitimin 5. Gününde ağlamayı komple bırakmış ve ilk defa o gün öğle uykusunu pusetinde uyumuş. Geceleri de bir defa uyanıp su içip hemen uyumaya başlamış o günden sonra. E onu biz de yapıyoruz artık daha ne olsun robot değiliz sonuçta ve yaz ayındayız. Suyu içer içmez de kendini laps diye yatağa atıyordu zaten. Ha bide eğitimin ilk günlerinde çok uzun sürecek diye ve kendi yatması gerektiğini belki idrak edemez diye ben yatırıyordum belli bir süre sonra ve sonra orada kalıp uyuyordu. Pınar hanım, ayakta bile uyusa sen hiçbir şekilde elleme o kendisi yatmayı bilsin diyordu. Hakikaten de dediği gibi oldu o öğle uykusunda oturur pozisyondayken uykuya daldı çok komikti görüntüsüJ Eğitimin 8. Gününde dışarıya gezmeye gittik. Gidişte ve dönüşte otokoltuğunda uyudu yarım saat-kırk dakika gibi sürelerdi. Ben de iki defa uyudu diye garipsemiştim. Bu gayet normalmiş hatta bir yere gittiğimizde uyutamayacağımız için yolda uyutun dedi Pınar hanım ve akşam uykusu da mutlaka yatağında olacak.

Söylemeyi unuttum 3 gün bittikten sonra minderin yatağında yanında kapıya doğru biraz uzaklaştırdım. 1 hafta bitince de yatırıp komple çık dedi. Ben onu bir yaptım bir yapmadım. Tekrar ağlamasına müsaade edemedim. Çünkü diğer türlü ağlasa bile “bak yanındayım” duygusunu veriyordum bu sefer komple yalnızlıklara atıverecekmişim gibi geldi küçücük çocuğu. Tamam bırakıp çıkmak daha rahat ama bu yaşadığımızda inanılmaz bir gelişmeydi neticede. Azıcık dinleniveriyorum ben de bahaneyle fena olmuyor 🙂 Maks 10-15 dakika sürüyor zaten uyuması. Bugün 24 gün geçti sadece 2 defa gece anlamsızca uyanıp ağladı ve uyuması çok zor sürdü. O da diş-kas ağrısı vs diye tahmin ediliyor. Onda da artık en sonunda odada bırakıp çıkmıştım kendisi uyumuştu. Şimdi de çok şükür bu düzeni devam ettiriyoruz. Sabah uykusunu erken yapmışsa 18:30 da yatıyor, biraz gecikmişse 19:30’u buluyor. Ama annemdeyken korkularımın aksine çok daha iyiydi. Bir gün neredeyse 9’da uyanmıştı sabah ve ekseriyye 8-8:30’du uyanma saatleri. Anneme bırakıp gece rahat rahat çıkmayı o kadar özlemişim kii… Bol bol tadını çıkarttım. Ama tabii esas mesele bir gün eşimle çıkmak. Çünkü tek başıma zaten çıkabiliyordum ama kocamla başbaşa gece dışarıda olmayalı bi 10 ay falan oldu şaka gibi. Sinemaya da gitmedik ki 13 aydır. Çilekeşleriz tam:)

Otel odasında ve annemlerde de yine aynı mantık her şeyi devam ettirdik. Tabii öncesinde çocuğun bulunduğu ortamda zaman geçirmesini sağladık, alıştırdık, pat diye yatağa atmadık. Gerçekten evden bir farkı olmadı.

Ha bu arada rutinlerden bahsetmedim. Gündüz ve gece neredeyse aynı şeyleri yapıyoruz tek uyku aslında bir bakıma iyi oldu bir defa uyutuyorum. Odasındakileri oyuncakları topluyoruz (gecede ek olarak salondakileri topluyoruz) ve bir yandan da iyi uykular, iyi geceler diyerek el sallıyoruz. Artık oyuncakları da sepete kendisi atmaya başladı ve uykusu gelince el sallıyor oyuncaklara 😀 oradan anlıyorum bazen. “Uykun geldi mi annecim” diyorum melül melül bakıyorsa genelde gelmiş oluyor. İşte salona, koridora falan el sallıyoruz evde biri varsa onla öpüşüp vedalaşıyoruz. Gece ek olarak tam bu aralıkta banyoya gidip elimizi yüzümüzü yıkayıp, dişlerimizi fırçalıyoruz. Ona özel arabalı diş fırçası aldım temsili hareketler yapıyorum alışkanlık oluşsun diye. Ben kendim fırçalayınca o da izin veriyor yapmama. Bundan sonrası iki uyku içinde aynı; odamıza geçip kapıyı kapatıyoruz, perdeleri çekiyoruz, pışpış uyku müziğimizi açıyoruz(gece-gündüz kısık seste de olsa açık kalıyor), alt açma minderine yatırıyorum çoraplarını çıkarıp ayaklarını öpüyorum, bezini kontrol edip gerekliyse değiştiriyorum kıyafetlerini falanda. Sonra kucağıma alıyorum divana oturuyoruz. Emziği yakasına takıyorum, uyku eşeğini kucağına veriyorum, su içiriyorum, YILDIZ’ları anlatan masal kitabımızı elimize alıp sayfalarına bakıyoruz, şarkıyı iki defa tekrar ediyoruz. Öpüp koklayıp çocuğumuzu iyi uykular dileyerek yatağına yatırıyoruz. Ve bu kadar! Sonra ben de divana uzanıyorum o uyumaya yakın ya da uyuduktan sonra dışarı çıkıyorum. O müddet içinde iletişime geçmeyerek, uyuyor numarası yapıyorum. İlk günlerde ağladığı zamanlar “hadi Ömercim yat annecim” gibi yumuşak seslenmeler yapıyordum ki onların bir sakıncası yokmuş zaten.

Şimdi geriye dönüp bakınca iyi ki diyorum. Geç kalmışım diyemem belki de güvenli bağlanma açısından bir yaşı atlatması iyi oldu ama belki öncesinde daha kolay da olabilirdi. Yine de zor olduğunu da söylersem haksızlık ederim. Fiyat kdv dahil 1416 tl idi. Duyan herkese çok fazla geliyor. Aslına bakarsan sadece telefon yönlendirmeleri oluyor, sonuçta her şeyi sen yapıyorsun. Ama ben verdiğim paranın hatta daha fazlasının bile değdiğini-değeceğini düşünüyorum. O yaşadığımız “acaba bu defa kaç defa kalkacak” huzursuzlukları, gece çocuğa karşı oluşan sinirli ruh halimiz, yorgunluklarımız, bel ağrılarımız, özel sigortanın karşılamayacağı fıtık ameliyatlarımızı 🙂 falan düşününce param olmasa bile ne yapar eder kolumdaki bileziğimi(yok ama neyse) satar yine de girerdim bu işe diye düşünüyorum. Sonuçta bazen çok saçma şeylere saçma paralar harcayabiliyoruz ve bu hakikaten anne-baba-çocuk için elzem bir olaymış. Hepimize iyi geldi. Dilerim bu düzen oğlum koca adam olana kadar böyle gider 🙂 Sorularınızı yorum kısmında sorabilirsiniz.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir