Burada yazılanların tamamen gerçek veya hayal ürünü olduğunu söyleyemem.

Tutumlu olmak kimin içindi?

Tutumlu olmak kimin içindi?

Selamlar,

Dün bir belgesel izledim ve keşke daha önceden haberim olsaymış dediğim bir Youtube kanalıyla tanışmış oldum: Belsel TV! (bazılarını TLC’den alıp Türkçe seslendiriyorlar.)

Günlük işlerimi yaparken, mutfakta yemek hazırlarken, hatta yerken, kanaviçe işlerken bir şeyler izleme daha doğrusu evin içinde bir ses olsun isteğine giriyorum çokça. Evde de televizyon olmadığına göre bu durumu laptopla telafi ediyoruz. Bu arada oturup karşısına onu izlemediğim için daha çok görsellikten uzak ve özellikle Türkçe olan şeyleri izlemeye gayret ediyorum. Bir ara Avrupa Yakası’na takmıştım mesela ama insan zamanla daha faydalı şeyler olsun istiyor. Kendini bir çöp gibi değersiz hissedip ben niye yaşıyorum ki modundan girmemek lazım aman 😀

Belgesel dendiğinde sadece hayvanlardan ibaret sananlara nasıl sinir olduğumuzu ve ülkemizde böyle insanlardan ne kadar çok olduğunu anlatmayayım bence. Dünyada o kadar çok ilginç ve öğrenilmesi gereken şey var ki.. Farklı kültürler, coğrafyalar, tatlar, türlü inanışlar neler neler. İşte bunları öğrenme isteği insana heyecan veriyor. Önce ekran karşısında ilk tanışmayı gerçekleştirmek, daha sonra yerinde görmek isteği taşıyorsun ki karşı konulamaz bir istek bu 🙂 Zengin olmayı, neredeyse sırf dünyayı gezmek için isteyen insanlar var, tanıyorum 🙂

Her neyse izlediğim belgeseli “Extreme Cheapskates” anlatmak istiyorum biraz yani “Aşırı Pintiler”. Türkiye’nin en pahalı şehrinde yaşarken bazen kendinizi sizde bu durumda hissedebilirsiniz. Çünkü ya hissedeceksiniz ya da ay sonuna beş kuruş parasız gireceksiniz sizin tercihiniz 🙂 Ama korkmayın ya da korkun mu desem? 

 

Kate Hashimoto, New York’da yaşıyor ve finans müdürü;

8 yıldır giysi almadığını söylüyor, 12 yıl önce aldığı bir şortu bol gelince kağıt kıskacıyla tutturup kullanıyor, tuvalet kağıdı da kullanmıyor, şampuan, deterjan gibi gerekli şeyleri promosyon ürünlerden veya çöpten elde ediyor. Evi kendisininmiş kira ödemiyor Allah’tan 🙂 ve yemekte yapmıyor. Çünkü onları çöpten topluyor! Akşamları dilenci gibi giyinip şehrin en lüks restoranlarının önündeki çöp kutularını karıştırıyor. Eve hiçbir mobilya almamış hepsini sokağa atılanlardan derlemiş. Azbuçuk temiz, sağlam şeyleri aldığını söylüyor. Güya eve bir arkadaşı ve onun sevgilisi gelecek diye yine gidip bir restoranın çöp kutularını karıştırıyor. Kendisini gurme gibi hissettiğini söylüyor ahshs. Birçok kişinin yiyemediği şeyleri o buradan yiyormuş. Özellikle paketli gıdaları tercih ediyormuş ve son kullanma tarihi geçti diye tümüyle kapının önüne koyuyorlar halbuki ben üzerinden yıllar geçmiş şeyleri yiyorum diyor 😀 Sanırım bünye artık alışmış. Ama şunu söyleyeyim gerçekten çöp kutusunda çok sağlam, temiz gözüken şeyler de vardı 😀 Eve gidip bunları aynı tencerede (tencerede kimden kaldıysa o kadar eskiydi ki) pişiriyor. Yemek yaptım havası vermeye çalışıyor 😀 Arkadaşı eve gelince şok geçiriyor tabii, sevgilisi Kate’i hiç tanımadığından o daha da şok 😀 

Bir de üstüne üstlük marifetmiş gibi bunları anlatıyor hatta tuvalet kağıdından taharetine varasıya kadar bahsediyor ya insan biraz utanır 😀 Gerçi bu durumdan rahatsız olsa bu kadar şiddetli hasta olmazdı herhalde.

Misafirlerine önce yemekleri çöpten aldığını söylemiyor, ancak söylemesine gerek yok insanlar evin o halini görünce zaten tiksiniyorlar. Eşya üstüne eşya, kutular.. Her şey kendini belli ediyor aslında. Tam yemek yerken de ben hiç yemek almıyorum, yapmıyorum deyince de işi anlıyorlar zaten kız lavaboya koşuyor 😀 

Şaka bir yana tutumlu olmak ve olmamak ince bir çizgi. Bence esas mesele bunu ne için yaptığımız. Kendimiz için mi, toplum için mi? Yani amacımız sadece ve sadece faturalarımızdan kısmak mı yoksa mutfak masraflarını azaltmak mı? Tabii insan oğlu olarak yüzde yüz temiz niyetler içinde olmak doğamıza aykırı ama bazı şeyleri de kafamızın bir köşesine kazıyabiliriz. 

  • Ben mutfak için sebze-meyvelerimi tüketeceğim miktarda alırsam ve herkes bunu böyle yaparsa piyasada bollaşma söz konusu olur. Böylelikle fiyatı düşer ve ulaşamayan insanlar veya bütçesini zorlayanlar da daha kolay almış olur. 
  • Ben suyu daha az harcarsam; faturamdaki miktar elbet düşer eyvallah. Ama aslında tükenmesi mümkün olan o nadide doğal kaynağı daha az kullanmış ve kirletmiş olurum. Böylece gelecek nesillere daha iyi bir dünya bırakmakta ufacık bir katkım olur. Burada belki birçoğunuzun aklına “Akarsuyun kenarında olsan bile israf etme” hadisi gelir. Düşünün her gün bir derede abdest alıyorsunuz sizce o suyun bitip tükenmesi mümkün değil. (1500 yıl öncesinde bir insanın bunu fikir etmesi de ayrıca mucizevi) Ama anlıyoruz ki hiçbir şey bizim değil ve hiçbir şeyi böylesine tüketme hakkına sahip değiliz. 
  • Ben kıyafetlerim eskimeden kıyafet almazsam; o parayı daha güzel yerlere harcayabilirim. Ayrıca az önce dediğim gibi arz-talep olayından dolayı tekstil sektöründe fiyatlar bu kadar çok artmaz. Bazen inanamıyorum bir bez parçasına verdiğimiz/verdiğimiz fiyatlara, hakikaten onun değeri ne aslında? Ben o aradaki milyon farkla aslında kimin doymak bilmeyen karnını doyuruyorum? 

Sevindirici haber, bu aralar ikinci el eşya satılan uygulamalar çoğalmış durumda. Örneğin ben de Dolap’ı kullanıyorum. Az kullanılmış veya alıp da hiç kullanılmamış eşyalar gayet uygun fiyatlarda satılıyor. Hemde bir sürü marka-çeşit var. İnsanların artık tüketmekten ziyade böyle geri dönüşüm zincirlerine ihtiyaçları var. Tekrar üretmeye gerek yok. Hem bu oluşumlar ayrıca insanın egosunu kırmaya vesile. Düşünsene başkasının eskisini giyiyorsun 😀 şeytan çıldırıyor olmalı.

Her neyse bu ilk bölümdü siz de izleyebilirsiniz diğer bölümlerde farklı hikayelere de yer veriliyor. Daha bir sürü farklı konular var ilgimi çekti. Alta linki bırakıyorum. 

https://www.youtube.com/watch?v=IBcCg-H9_gE



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir