Burada yazılanların tamamen gerçek veya hayal ürünü olduğunu söyleyemem.

İlk aylardaki bebek uykusu ve uyku bilinci

İlk aylardaki bebek uykusu ve uyku bilinci

Çocuk sahibi olmak denince akla ilk olarak uykusuzluk gelir. Hamile olan bir kadına hele ki hamileliğinin son aylarını yaşayan bir kadına denen laflardan en önemlisi de uykuyla ilgilidir: “Aman uyu uyu nasıl olsa ileride uyuyamayacaksın”. Bu laf kime, ne zaman, ne şekilde söylenirse söylensin hep sinirlenmişimdir. İnadıma çocuk yapıp uyuyasım gelir. Ben de aynı sözleri işittim elbette. Çok şükür çevremde hep iyi niyetine güvendiğim insanlar vardı (aksi olan insanları hayatıma sokmadığımdan olabilir). Ama dediğim gibi duymamak imkansız. O zaman içimden hep şunu dedim: “benim çocuğum uyuyacak inşallah, uslu bir çocuk olacak” sanki bana bir söz verilmişçesine güvendim buna. İnşallah Allah’ım böyle olacak dedim tabii ki O’na güvendim. Gurbette çocuğumu bırakabileceğim eşimden başka kimse olmadığı için daha bir rahatladım. Çünkü Allah herkese çekebileceğinden daha fazlasını vermezmiş.

Doğumdan itibaren ilk 4 ay için uyku eğitiminin erken olduğunu söylüyor hep uzmanlar. Bu sebeple kendimce nasıl bir “uyku bilinci” oluşturduğumu naçizane, genç bir taze annecik olarak anlatmak isterim. Az önce dediğim şey ilk kural olmalı bence. Allah’a güvenip, tevekkül etmek 😉

Hamilelik döneminden itibaren bu konuyu çokça araştırmaya çalıştım. Bir kaynak yerine bir sürü kişiyi dinledim, okudum, yararlananların tecrübelerine kulak verdim. İnternet özellikle bu zamanın anneleri için bulunmaz birer nimet. Türkçe’ye çevrilen de çokça kaynak var. Görev ikiii araştırın, okuyun, dinleyin. Benim faydalandığım isimler: Seride Samurkaş, Tansu Oskay, Sinem Gerger Akınal, Pınar Sibirsky, Melis Keşan, Ahu Tükel, Gözde Erdoğan daha var mıydı bilemedim.

Özellikle kendime yakın hissettiğim iki isim var. Seride Samurkaş nam-ı değer uyku meleği Kim West’in uyku metodunu Türkiye’ye getiren kişi. Birde Tansu Oskay Boğaziçi psikoloji mezunu bir pedagog ve ağlatmadan uyku eğitimini ısrarla savunuyor. Sanırım aralarında sadece Sinem Hanım ağlatma olayına pek takılmıyor. Onu da bir tanıdığım çocuğuna eğitim aldırtmıştı ve başarılı olmuşlardı oradan biliyorum.

Ağlatmadan eğitmek bence de önemli çünkü çocuğun ilk iki senesi annesine yani dünyaya güvenmeye çalışmakla geçiyor. Annesiyle kurduğu ilişki, diğer ilişkilerinin yani hayatının temelini oluşturuyor diyebiliriz. Hele ki uyku eğitimi verdirtmeyi öngördüğümüz 4 aydan sonrasını düşünürsek gerçekten küçükler ve sadece sevgiye, ilgiye muhtaçlar aslında.

Üç, bebeğin gece-gündüz ayrımı yapması yaklaşık iki-üç ayı buluyor diyorlar. Yaptığımız ufak şeylerle bunu öne çekebiliriz belki, ya da daha sağlıklı ayrım yapmasını sağlayabiliriz. Örneğin yenidoğanken zaten her koşulda uyuduğu için gündüzleri loş bir ortam yapmaya çalışmadım. O saatlerde havanın aydınlık olduğunu özellikle görsün istedim kendimce. Gündüzleri salonda daha sesli-ışıklı bir ortamda, geceleriyse hep odamdaki tekli koltuğumda emzirdim. Gece yine emzirirken loş bir ışık vardı ve onunla konuşmadım. Altını değiştirirken de aynı şekilde yüzüne bakmadım, işimi halledip yatırdım. Ve gece hep aynı şeyler tekrar edildi. Uyan-altını değiştir-emzir-yatır.

Dört, neredeyse her eğitim metodolojisinde ortak olan bir nokta var: uyku öncesi ritüel oluşturmak. Oğlum iki aylık ve itiraf ediyorum ben bunu hala tam oturtamadım. Deniliyor ki, hepimiz yatmadan önce belirli hazırlıklar yapıp öyle yatağa geçeriz. İşte dişimizi fırçalarız, kapıları-pencereleri kontrol ederiz, telefonumuza bakıp alarm kurarız, pijamalarımızı giyeriz vs. Aslında bu psikolojik olarak uykuya hazırlanmaktır aynı zamanda. Belki bizi de laaps diye alıp yatağa koysalar “noluyoruz ya” diyerek uyumayız hatta direnebiliriz. Bebekler de insan değil mi neticede? Onlarda da aynı şey oluyormuş. Amaç önceden haber vermek. Özellikle akşam uykusundan önce banyo yaptırıp, bebek yağıyla masajı çok öneriyorlar(ama her gün yapamadım bunu ben).
Kitap okumak, çocuk belki anlamayabilir okuduğumuz şeyi ancak önemli olan bir satır bile okusak o kitabı görüp, beynine “kitap geldiyse uyku yakındır” sinyalini yollamak.
Ninni, dua, şarkı dinletmek. İster kendiniz söylersiniz ister telefondan açarsınız. Bu arada white noise yerine bizim oğlana “pış-pış sesi” açtım o daha etkili oldu. 12 saatlik versiyonları bile var.
İlerleyen aylarda; pijamalarını giydirmek, uyku öncesi sütünü biberonla vermek, dişlerini fırçalamak gibi şeyler de olabilir.

Beş sanırım en zor madde bu: çocuğu her gün aynı saatlerde yatırmak. Ben başaramadım henüz.

Altıı çocuk daha ihtiyaç duymuyorken onu sallamaya çalışmak, ağzına emziği tutuşturuvermek. Bunları yapmamak lazım işte. Belki bilmeden biz öğretiyoruz, alışkanlık haline getirtiyoruz.

Yedii, uykularını yatağında uyumasını sağlamak. Uyumuş olsun, olmasın yatağa koymak. Şartlı olarak yatak=uyku eşitliğini sağlamak lazım beyinde.

Sekizz, bunu ben zaten yapmadım ama. Bazı çocuklar memede uyumayı çok seviyorlar hatta kolay alışıyorlarmış ilk ayda. Bunun için çok dalmadan onu yatağa koymak iyi bir çözüm olabilir tabii bu alışkanlık haline dönmeden, en başta yatağa uyanık girmesini bir nebzede olsun sağlayabilmek.

Dokuzz, çocuk gündüz çok uyursa gece uyumaz diye bir şey yok. Tam tersi “uyku uykunun mayasıdır bunu unutmayın.” Gündüz uykusunu iyi alamayan çocuk gece de uyumak istemeyecek huysuzlanacaktır. Ve gittikçe yorulup içinden çıkılmaz bir hale sokabilir. Gündüz uykuları ilk birkaç ayda tam oturmuyormuş ama gece için saati belirlemenizi öneririm. Örneğin 19-19:30 iyi bir saat. Ritüeller için yarım saat öncesinde yatak odasına girmeniz tavsiye olunur.

Evet ilk dört ay dolmadan yani güvenli bağlanma tamamlamadan uyku eğitimi pek önerilmese de yine de bu süreçte yapabileceğimiz ufak tefek şeyler var diye düşünerek bu notları hazırladım. Bunlar kendimce uygulamaya çalıştığım, dikkat ettiğim şeylerdi. Umarım faydalı olur.

 



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir